« Önceki |

3/4/2009

Duanız Yoksa Aşkınız Yok, Aşkınız yoksa Anlamınız Yok


"Dua ve yönelisiniz O'na olan inanciniz  icin degilse, Rabbim size nicin deger versin.."(Furkan Suresi 77.ayet)

Alman filozofu ve din tarihi uzmanlarindan Max Müller '' Tapinma ihtiyaci insanla kardestir...En eski kavimlerde dahi bu ihtiyac vardir...'' der. Eski Yunan ahlakcilarindan
Platarque ise : ''Dünyayi dolasiniz: duvarsiz,edebiyatsiz,kanunsuz ve servetsiz sehirler bulacaksizniz..Mabetsiz ve mabutsuz bir sehir bulamazsiniz''der.

Din tarihi arastiricilarindan Bünyamin Konstand ise bu konuda sunlari ekler: Din duygusu, insan tabiatina Ilahi maharetle yerlestirilmis bir degerdir''Auguste Spatier ise ''Ben nicin dindarim?'' sorusuna söyle cevap verir ''Cünkü din kacinilmaz manevi bir ihtiyactir''

Bu konuda yüzlerce düsünürün sözünü paylasmak mümkün... Ancak anlasilan su ki: Insan ve din , birey ve dua, et ile tirnak gibi ayrilmaz bir deger tasiyor. Insan tapinan bir varlik...Konstand'in dedigi gibi tapinma, insan ontolojisine Ilahi maharetle yerlestirilmis bir duygu... Insan tabiatiyla ikiz kardesi...

Toprak icin su ne ise insan icin dua ve ibadet ayni degeri tasiyor... Toprak ile yagmur arasindaki iliski insan ruhu ile dua arasindaki iliskiye benziyor. Yagmur olmazsa topragin, dua olmazsa insanin önemi yok vahyin ölümsüz dilinde...Duasi olmayan insanin önemi yok varlik sahnesinde...

Dua, Ibn-i Abbas'a göre inancla ayni anlami tasiyor...Dua, insan- Allah iliskisinin bir sekli aslinda... Vahiy, Allah'tan insana yönelen bir iletisim sekli iken, dua insandan Allah'a yükselen iliskinin adi...

Varlik degerini, o varligi var edenle iletisime gecmesi sayesinde kazaniyor. Insan ''ünsiyet'' demek zaten... Iletisime gecen bir nitelige sahip insan... Insan-Allah iletisimdeki bozukluk kimi zaman insan-insan iliskisinde de görülebiliyor.Fudayl bin Iyad ''Hanimlariniz huysuzluk yaptiginda Allah ile iletisiminizi yoklayin''der...


Espiri gibi gelen bu sözün ciddiyetini Bakara suresi'nin 225-245 arasi ayetlerini okudugumda daha iyi anladigimi söyleyebilirim. Kur'an, bosanma hukundan, kadin-erkek iliskilerinden yani sosyal hukuku ilgilendiren seylerden bahsederken birden 238-239 ayetlerinde namaza dikkat cekiyor...

Salat'ul vusta'ya-orta namazina- dikkat edin diyor...240. ayetten sonra ise yine bosanma hukuyla ilgili hükümlere devam ediyor. Buradan sunu anliyorum ki insanla insan arasindaki iletisimi onarmak icin insan ile Allah arasindaki iletisim sorununu cözmek gerekiyor. Iste onun icin Kur'an söyle diyor '' Duaniz olmazsa ne öneminiz var'' 25.77

Duasi olmayanin önemi yok mesajini anlayabilmek icin duanin kaynagi üzerinde yeniden düsünmek lazim.Insan nicin ve kime dua eder?

Kuskusuz insan, sevdigi icin ve sevdigine dua eder. Askin yükselmedigi bir semaya, dualar da yükselemez. Sana dua edecegim demek seni seviyorum demektir ayni zamanda...

Bana dua et talebi bana olan sevgini koru istegiyle ayni kapiya cikar... Sevmeyen insanin degil duasini semaya ucurabilmesi; ellerini dahi bu taleple kaldirabilmesi mümkün degildir. Zira her dua bir cabadir...Bu caba bazen sözle bazen eylemle olur...Ama böyle bir gayret icin en gerekli olan sey sevgidir...Onun icin her anne evladi icin cabalar... Her nebi, insanligin mutlulugu icin gayret sarfeder... Her hickiran annenin ve her gözü yasli peygamberin yüreginde ask egemen olmustur.

Duaniz yoksa askiniz yok; askiniz yoksa varlik sahnesinde anlaminiz yoktur vahyin dilinde..O halde dua ederken sevmeli, severken dua etmeli ve sevgiyi sevgiyle yaratan Allah'in sevilmeye en layik oldugu Ona kulluk ederek her an hatirlanmalidir.
 Bilgin Erdogan

30/3/2009

Ummu Suleym ve Oğlu Enesi Hatırlamak




Enes bin Malik, tarihin sahit oldugu zirve isimlerden….Onu zirve kilan, insanligin iftihar tablosu ve yuz aki Allah resulu’nun (sav) sadik bir yareni olusu…Insanlik isimli mendilin paspas olmamasi icin hayatini bir kutsala paspas eden yureklerdeki ipek mendil o...

Enes asaletini annesi Ummu Suleym’den alir…Zira Ummu Suleym Enese sadece sut emzirtmemis, hikmet ve hizmet suuruda icirtmistir….Ummu Suleym asil bir kadin…

Esi, Malik isimli bir zat….Ummu Suleym sehadet alinca ve teslim olunca alemlerin Rabbine Malik ile yollarini ayirir…Zira o bir musriktir…Ummu Suleym Allah icin terkedilen ve Allah icin terkedebilen yigit bir kadin….O, Enes’in annesi…

Ebu Talha isimli bir zat Ummu Suleym’e talip olur…Ancak musrik bir zattir…Ummu Suleym onu Islama davet eder…Boylece sehadet alir…Ebu Talha evlenirken mehirini sorar ve Ummu Suleym’in soyledigi soz kendisi gibi azizdir…Benim mehirim senin sehadetin olsun….Boylesi civanmert ve boylesi aziz bir kadin…Allah icin terekedilen ve Allah icin terkedebilen bir kadin Ummu Suleym…Allah icin olunca servet gozunde degil anne Ummu Suleymin… Sadece servet mi? Aslinda hicbir sey…

Medinede ummetin Allah resuluna hizmet icin yaristigi bir donem… Ummu Suleym Allah resuluna yaklasir ve soyle der: Ey Allah’in reslu benim verecek bir seyim yok ama bir Enes’im var onu sana veriyorum…Enis bin Malik hayati boyunca Allah resulu’nun hizmetinde bulunmustur ve yasadigi takriben yuz yillik hayatinda hep Allah resulunu anlatmis ve onun sesi solugu olmustur….

Ummu Suleym oyle bir anne ki o Enesini hikmet ve hizmet suuru ile yetistirmistir…Onlar tarihin sahit oldugu en guzide anne-ogul ciftidir… Ne zaman bir anne-ogul cifti gorsem aklima Ummu Suleym ve Enes bin Malik cifti gelir… Tarihteki prototiptir onlar tipki Hacer ve Ismail modelinde oldugu gibi…Anne sadece sut veren degil ayni zamanda hikmet ve hizmet suuruda verendir aslinda…

Ey cagdas Ummu Suleym ! Sende hazirmisin Enesleri yetitirmeye…Oglum niye Enes olmadi deme ben niye Ummu Suleym olamadim de…Sen Ummu Suleym olursan ve sayet Rab dilerse oglun da Enes olacak…

Bilgin Erdogan

22/3/2009

Gül Üzerine Bir Tefekkür Damlası

Klicken Sie hier, um das Originalfoto zu sehen




Cicegi cicek gormek insanin bakisindaki letafet ve onu ot gormek nadan bir hal… Ciceklerinde estetiginde bir felsefe var sanki…Her cicek ayri bir cagrisim cumbusu sunuyor insana..ayri bir ilham ve ruh iklimi var sanki onlarin hallerinde…

Gul, ciceklerin sultani adeta…Onun her bir rengi, anlam kazanmis insan tasavvurunda…

Beyaz gul saffeti, al gul sevgiyi, sari gul ozgurlugu, eflatun olani hayreti sembolize etmis mesela…Siirlere konu olmus… Turkulere , sarkilara ve ilham vermis onu tefekkur edene…

Kirmizi gul aski sembolize etmis mesela…Ona bakinca kimi Leyla ve Mecnunu, kimi Romeo ve Julieti gormus ama ben sehitleri goruyorum…Zira benim lugatimda sehadet en buyuk ask sehit en buyuk asik …Kirmizi gul en cok sehide yakisiyor yeryuzunun damarlarina kan veren…Leyla’ya degil Yahya’ya belki… Zekeriya’ya ve Mus’ab bin Umeyre ve modern dunyanin sehitlerine Filistinde ve Kesmirde…

Sari gul, ozgurlugu sembolize etmis…Sari gul, ozu gur kilan yigitleri ve fatihleri hatirlatir bana… Yunus’un siirindeki sari cicegi ve mutlak ozgurluk olan olumu yani ruhun bedenden tahliyesini birde…Sari cicek Sari Saltuga yakisir, Barbaros Hayrettine ve Canbolat pasaya…

Sari cicek esarete evet demeyen Canakkale sehitlerine…Sari cicek Bedrin aslanlarinin gogsundeki ozgurluk muskasi…

Beyaz gul saffeti temsil etmis…Pak nasiyeli ve dirahsan cehreli guzelleri…En cok annelere yakisir beyaz gul…Onlar saffetin sahikasi…Meryem annemiz icin evvela…Onun saffeti vahiy muhurlu…O, ic pakligin zirvesi… Onu takip eden Hatice annemizi hatirlarim ve Aiseyi, Fatimayi , Ummu Suleymi ve hatta Sumeyyeyi… Beyaz gul tum anneleri hatirlatan aslinda…Sadece anneleri mi? Tum isik ordusunu ve irfan yolcularini…Nefsini tezkiye eden abidleri ve zahidleri ve birde masumlari…

Eflatun gul, hayranligi temsil etmis… O hayret makaminda olanin gogsundeki rozet sanki…Ilim sahibi olana yakisir en cok…Zira alimdir en cok hayret makaminda olan….Eflatun bir gul gorurseniz evvela tercuman-i Kur’an Ibn-i Abbasi hatirlayin…Ilmin kapisi Ali bin Ebi talibi birde…Ibn-I Haldunu, Ibn-I Sinayi ,Ibni Kayyimi,Bediuzzamani ve bircogunu…

Pembe gul, nezaketi ve nezafeti hatirlatan… Ruh inceliginin botanik dilde anlatimi…Bedevi kalmaktan kurtulup medeni olmaya sicrayan gonulleri hatirlatan…Sumame bin Usal’in hali…

Sehadetini alir almaz “Senin bastigin yerler bana bir gul bahcesi artik” diyordu ya….Pembe gul, tefani sirrina erenlerin ve isar kavrayisini idrak edenleri hatirlatan…

Mavi gul, ozelde Ilahi aski sembolize eden…Ballar balini buldum servetim feda olsun diyen gonul insanlarini… Deryalara acilan guzide insanlari …Peygamber halasi Ummu Harami Kibrista sehit dusen …Eyyup el Ensari’’yi hatirlatir Istanbul surlarinda kan veren… Abdurrahman bin Buht’u, Sivasta can veren…Abdullah el Battali, Afyonda can veren…Ilayi kelimatullahi gaye edinen ve hayatinin merkezine Allah icin hizmet etmeyi koyan herkesi hatirlatir mavi gul…Himmeti mavi kubbeye carpan herkesi ve hizmeti goklerde olan herkesi…

Siyah gul, huznun ve izdirabin sembolu…Siyah gul, Nuh tufani, Siyah gul, Kerbala…Siyah gul , Allah resulu’nun Taifte kirilan disi…Siyah gul, benim modern dunyaya hediyem…Siyah gul, Filistin, siyah gul Bosna, siyah gul Cecenistan, siyah gul Dersim, siyah gul Berlin duvari, siyah gul sehit annesinin gozlerindeki yas ve siyah gul yasamis oldugum cag….

Kirmizi gule bakarken sehitleri ve tum insanlik meftunlarini, sari gule bakarken tum fatihleri ve ozgurluk savascilarini, beyaz gule bakarken tum masumlari ve mazlumlari, eflatun renkli gule bakarken tum alimleri, mutefekkirleri ve insanlik icin fikir teri dokenleri, mavi gule bakarken tum serdengecti yigitleri ve kahramanlari ve siyah gule bakarken su muzdarip dunyadaki gecmis ve mevcut masumlari gorebilseydik hakki haykiran bir bulbul olurduk belkide….

Her cicek insan gibi ve her insan cicek gibi diyebilmek ve oyle bakmak insan unvanli cicege…

Bilgin Erdogan

18/3/2009

Çanakkale Bedir' den Bir Nefesti



Bilgin Erdogan


Tarih insanoglunun zaman cizgisindeki hareketi...Ama bu hareket dairesel bir hareket ki Kur'an söyle ifade eder: ''Biz bu zamanlari insanlar arasinda döndürür dururuz''...


Akil bag kurma özlelligi olan bir organ...Kur'an tarihsel tablolardan bahsettikten sonra ''....akledenler icin ibretler vardir...'' der cogu zaman... Cünkü akletmeyenler tarihten istifade edemezler...
Bütün mesele bag kurma isidir...Nemrut'un atesine selam olsun diyen Ibrahim as ile Hamiltonun Canakkalede toplarindan korkmayan on basi Mehmet arasinda... Uhud ta kollari kopan ve sancagi kucaklamaya calisan Mus'ab ile düsmanin attigi bombayi geri firlatirken kolu kopan Mehmet cavus arasinda bag kurma isi...Mekkenin Abdulmuttalibi ile Osmanlinin Vahdettini arasinda Ebrehe'nin filleri ile Hamiltonun tanklari ve gemileri arasinda...Mekke ile Malazgirt, Filistinle Canakkale arasinda...

Canakkale bir yigitlik destaniydi...Anadolunun damarlarina canlarindan kan veren yigitlerin destaniydi...Canakkale destani, anne göz yasi ile evlat kaninin murekkep olup tarihin sayfalarina bir kere daha Hakki yazmasiydi... O destan, adama ve adanma bilincinin ortaklasa hareketinin adiydi. Ibrahimi durusun zaman ve mekan degistirmis haliydi...Canakkale Ibrahimi bir teslimiyet bilinciydi...Annelerin evlatlarini Hakki üstün tutarak adamalari , evlatlarin Allah icin canlariyla adanmalariydi...Canakkale yigitleri Ibrahimcesine atese kosuyorlardi...Öyle ki bir rutbeli bunu itiraf edecek ve ''Bunlar ölümden kacmiyorlar ölüme kosuyorlar'' diyecekti.Ölüm ates gibidir...Adi bile insan yüregini yakar...Ölüme kosmak atese kosmak gibiydi...Atese kosmak ise Ibrahim olmak demekti... Ibrahim anlasilmadan Canakkale anlasilamazdi zira Ibrahim olmadan destanlasilamazdi... Ramazan bize adanarak can sinavi vermemizi oögütler, Kurban ise adayarak canan sinavini vermemizi... Zafere ulastiran sirda budur iste...Bu terbiyeden gecenler ise cephede destan yazar... Bana göre her Canakkale yigidi Hz Ibrahim'den bir nefes tasiyordu...

Yozgatin Sorgun ilcesinden Murat isimli bir asker Canakkaleye ummetin mudafaasina gelir...
Bu askerin basi kinalidir...Komutanlarinin dikkatini ceker...Murat'a sorarlar...Ama Murat cevabini bilmemektedir...Birgün annesine mektup yazar ve sorar ''Annecigim komutanlarim basima nicin kina yaktigini soruyorlar?''der . Bir süre sonra cevabi gelir anne söyle demektedir ''Ey oglum ! Canim oglum! Komutanlarina selam et benden...Bizim burada adet böyledir...Kurbanlik koclari kinalarlar...Senide Allah icin kurban ettim cepheye gönderirken yavrucugum...Seni de Ismail gibi kurban ettim'' der...Mektup cepheye ulastiginda ise Murat coktan Ismail olmustur bile...O Ismail olup Canakkale'nin damarlarina kan veren bir sehit olmustur coktan... Ama anneciginin basini nicin kinaladagini ögrenememistir...

Mekke Ummul kur'a dir resulun dilinde...Kentlerin annesi yani...Mekke anne ise Canakkale cocuk...Mekke'nin yigidinin adi Muhammet(Sav), Canakkale erlerinin isimleri Mehmetcik...
Mekkenin damarlarina verilen kan ile Canakkalenin damarlarina verilen kanin cinsi ayni...Kan ayni kan sehadet kani...Can ayni can suheda cani... Vatan ayni vatan ummetin vatani...Ayni olan bir sey daha var...

Göz yaslarinin rengi.. Bedrin sühedasinin annelerinin göz yaslari ile Canakkale sehitlerinin annelerinin göz yaslarinin rengi ve kalitesi ayni...
Anne ayni anne, evlat ayni evlat... Aci ise yine ayni evlat acisi....Sefkat yine anne sefkati...

Bir zamanlar Mekke filler ile isgal edilcekti...Ebrehe, isgal icin Mekke yakinlarina geldi... O zamanlar Mekke'nin reisi Hz peygamberin dedesi Abdulmuttalip idi... Habesli reis Ebrehe öncelikle Abdulmuttalip'in develerine el koydu...Abdulmuttalip Ebrehe'nin yanina gitti ve develerini geri istedi... Ebrehe develerini isteyen Abdulmuttalip'e sen nasil lidersin? Ben Kabe'yi isgal edecegim sen ise develerinin pesindesin diyecekti... Abdumuttalip ise söyle cevap verecekti...Ey Ebrehe! Ben develerimin sahibiyim senden onu istiyorum...Benim seninle isim develerimdir...Ama Kabe'nin sahibi Allahtir... Kabe'yi isgal edeceksen hesabini Allah ile gor diyecekti... Ebrehe'nin ordusu nihayetinde ilahi bir gazap ile helak olacakti...
Allah fil ashabina adeta Mekke gecilmez diycekti...Toplariyla ve tanklariyla Islam hilafetinin merkezini isgal etmeye kalkisan küffar ordusuna ise Allah Canakkale gecilmez dedirtecekti...
Ebrehe ve ordusu salgin hastaliklarla helak olmuslardi...Canakkalede ise binlerce insan yine ayni akibete maruz kaldi...Cünkü Canakkale de Mekke gibi gecilmezdi...Onun icin inmisti melekler semadan belkide...

Iste ey insan! Bügün boyle bir coskuya ihtiyacimiz var ise muhtac oldugumuz kudret damarlarimizdaki sefil kanda degil gönüllerimizdeki asil imandadir.Zira asalet kanda degil yürektedir. Bedir ve Canakkale aslanlarinin yüreklerinin dudaklariyla terennüm ettikleri cosku ayniydi ''Allahu Ekber'' Zira iman ayni iman ruh ayni ruh idi...Iman ve onun ahlaki karsiligi olan emanet duygusundan uzak bir kitleye hic bir cephe komutani ''Ben size vurusmayi degil ölmeyi emrediyorum'' diyemezdi...Positizist akil insani konusan hayvan vatani ise gayri menkul olarak tasavvur eder...Onun icin postivist akla sehadeti anlatamazsiniz...
Tek dünyaya degil cift dünyaya birden iman eden insanda ancak vatan tasavvuru olusur...Hani sair der ya:
Bayraklari bayrak yapan üstündeki kandir
Vatan sayet ugrunda ölen varsa vatandir


Sehit tarihin kalbidir der Seriati... Canakkale Anadolunun kalbidir...Her Canakkale hatirlamasi Anadolu tarihinin kalbini bir kere daha dinleme heyecani verir bana... Anadoluda sehit olmus binlerce Hak dostunun yüreklerinin ortak atisinin sesidir Canakkale...
http://www.bilginerdogan.info/index.php

8/3/2009

Gurbet..



 

Gurbetiniz Hicretinizse, Hicretiniz Kurbiyettir

Gurbette olan, ilhama aciktir cogu kez...Gurbetiniz hicretinizse eger her gurbet bir InkIlaptir.Sumerlerden Amerika'ya kadar tum dünya medeniyetleri büyük göc dalgalarinin ardindan olusmustur... Her hicret bir devrimdir der Seriati... Her hicret bir dönüsüm...Gurbet medeniyet ruhunu imar eder...O ruh da, medeniyeti... Yeryüzünün en büyük medeniyeti olduguna iman ettigim Islam medeniyeti ise yine hicretten sonra olusmustur..Medeniyet, Medinede insa edildi...Onun icin Islam takvimi hicretle basladi..Mekke'den Medine'ye olan o büyük hicret...
Gurbeti hicret olanin, hicreti kurbiyet olur ve uzaklar yakinlasir birden... Gurbet insani bedenen uzaklastirir, ruhen yakinlastirir...Üzerinde yasadiginiz topraklar yüreginize girer ve kalbinizde atmaya baslar... Insan gurbette olunca geride biraktiklarini yüreginde hisseder...Bir mahalle kadar yakin oldugunuz dostlariniz artik daha yakin olur cünkü onlar yureginizdedir, siz okyanuslar ötesinde olsanizda... Gurbet insan gönlünü alevler ve fonksiyonel kilar...Yürek fonksiyonel olunca anlamlidir zaten, degilse hayat anlamini yitirir... Gönlü anlamsiz olanin ömrü manasizdir cogu zaman... Gurbet, yüregin hissedisine ve duyusuna yardimci olur..O halde gurbet, insan hayatinin anlamli olmasini saglar...

Garip, gurbet ve gurup etmek beraber telafuz edilir kimi zaman...Kelime olarak ayni kökten gelirler...Gurup eden günes gibi, gariptir gurbette olan...Günesin gurbeti gurup etmesi,
garibin gurbeti ise hicret etmesidir bana göre...Hicret, kavusmak icin terkedebilmektir...
Hicretin felsefesinde ise garip olmak vardir... ''Islam gariplerle geldi ve onlarla devam edecek ne mutlu o gariplere'' diyen Allah resulu sadece maddi anlamda darlik yasayan insanlara degil terkedebilmeyi göze alan ve hicrete yüregi yeten tüm insanlari kastetmektedir...
Garip olmayan hicret edemez...Hicret sadece mekan degistirmek olarak anlasilamaz...
Hicret önce gönüllerde baslar....Günesin gurup etmesi gibi garip olanin dünyaya ait arzu ve beklentileri de gurup etmelidir önce... Günesin yaptigi gibi garipte dünyadan yüzünü cevirir...
Insanlarin cogu garip olamaz...Garip olabilmek Allah'in üst hukukuna teslim olabilmektir.

Yusuf peygamber bir gariptir mesela...Genc bir delikanlidir ve kölesidir Zuleyha'nin...
Züleyha ahlaksiz bir teklifte bulunur tüm cazibesini ve otoritesini ortaya koyarak...Üstelik tehditte eder...Isin icerisine iftirada karisir...Yusuf , saraydayken zindana atilmayi göze alir ama teklifi kabul etmez. Onun hicreti saraydan zindana olmustur...Ancak ondan önce baska bir hicret yasamistir Yusuf...Sehvet zindanindan vicdan ve ahlak sarayina dogru yapilan bir hicret...Iste boyle bir hicreti her delikanli yapamaz ancak Yusuftan bir ruh tasiyan yigit geri cevirebilir Züleyhanin bu talebini... Her kisinin kendine özgü bir Zuleyhasi vardir...Insanlarin cogu ''ekserunnas'' Züleyha'nin pesinde kosar....Garip olabilmek ''ulul elbab'' yani akil sahibi olmakla mümkün demekki... Arzu eksenli degil akil ve vicdan eksenli yasayanlardir ulul elbab olanlar...

Dagin basinda gemi yapmak ve o gemiye davet etmek yine teslimiyet ile ilgilidir cogu kez...
Akil kiyas yapmaya yarar...Kiyas yapmayan akil, atil akildir...Daglari ve denizleri yaratan Allah'in o dagi, denizin icine gark etmeyi gücü yetmezmi? Iste Nuh a.s. dagin basinda gemi yaptiginda kavmi ona ''Dagin basinda geminin ne isi var?'' demisti...Akillarini tam kapasite kullanamamislardi. Nuh'un gemisi gurbet gemisiydi... O gemiye davet bir hicrete davetti...
Tugyan ve isyan gibi degersizliklerden vicdan ve irfan gibi degerlere yapilacak bir hicretti...
Bu hicreti gerceklestirenler dünyaya gurup eden bir kac garip olmustu ancak...Gurup etmeyen garip olamaz, garip olmayan hicret edemezdi zira...

Her hicret bir ihtilal ve her ihtilal bir yeninin baslangicidir. Bu ihtilal önce yüreklerde yapilmali ve gönullerde Allah'in üst hukukuna dayali bir Medine insa edilmelidir.Medine site devleti önce gönüllerde kuruldu. Bir garibin evinde..Bir garip mekanda...Dar'ul Erkamda...

 
Bilgin Erdogan

6/3/2009

İnsan Tasavvuru



İnsan Tasavvuru : Halife olan insan mi yoksa tanrinin cocugu(!) olan insan mi?

Insan ontolojisinin ne olduguna yönelik tartismalar insanlik tarihi kadar eskidir.Aslinda evrenin özünün ne oldugu tartismasi insanin özünün ne oldugu tartismasiyla yakindan ilgilidir. Kadim filozoflarca anasir-i erbaa ''dört cevher'' tezi evrenin özünün ne olduguna yönelik felsefe tarihinde karsimiza cikan ilk örneklerdendir. Antik Yunanin filozoflari evrenin özünün ne oldugu sorusuna dört farkli yanit vermislerdir.

Felsefe disiplininde Presokratik döneminin filozoflarindan sayilan, ilk fizikci ve filozof Thales, ilk temel madde olarak ''su'''yu kabul etmistir. Ona göre her sey su'dan cikmis ve su'ya dönecektir. Dolayisiyla insan, tipki tüm varliklar gibi özü itibariyla su'dur. Böylece Thales insan varliginin ontolojisini su ile aciklamaktadir. Thales'in talebesi Anaksimandros ise yine hocasinin yolunu takip etmis varligin kaynaginin su oldugunu savunmustur.

Milet mektebinin önemli filozoflarindan ucuncusu sayilan Anaksimenes ise varligin esas prensibinin ''Hava'' oldugunu vurgular. Bu prensip evrenin ve dolayisiyla insanin özünün hava olduguna vurgu yapar. Hava'yi ruha benzeterek felsefe tarihine ise ilk defa ruh kavramini katmis olur. Ona göre insani canli tutan nasil ki ruhsa evreni canli tutan temel öz ise hava'dir. Anaksimenes'e göre insan ontolojisi'nin temeli hava unsurudur.

Ionya filozoflarindan Milet'e yakin bir yerde yetismis olan Herakleitos ise varligin unsurunu
''ates'' ile aciklar. Evren devamli bir hareket ve akis icindedir. Durucu ve kalici gibi görünen seyler ise sadece bir yanilgidir. ''Ayni nehirde iki kez yikanmak mümkün degildir. Ikinci kez yikanmada nehir ayni nehir degildir'' Evrendeki varligin kaynagi bir zitlar savasidir ve her sey zamanla ziddina doner. Sicak soguk olur ve soguk ise sicak olur. Bu alemden sonra ise insan ruhu bu sonsuz atese katilacaktir. Bundan dolayidir ki insan varliginin temeli ''ates''tir.

Ksenofanes ise Presokratik dönemin monoteist filozoflarindandir. Politeist bir dönemin icinden cikan tek tanri tasavvuruna sahip Ksenofones ise varligin ozunun ''toprak'' olduguna vurgu yapar. Ksenofones'in fikirlerini gelistiren Parmanides ise yine monist tek tanrici bir tasavvura sahiptir. Ona göre varlik vardir ve var olmayan hic bir sey yoktur. Dolayisiyla Ksenofenes varligin özünün ve yine insan ontolojisi'nin temelinin ''toprak'' oldugunu savunur.

Anasir- Erbaa (Dört unsur) nazariyesini ilk defa formule eden düsünür ise Sicilyali filozof Empedokles'tir. Daha önceki filozoflar varligin özünün tek olduguna inanmaktaydilar ancak Empedokles'e göre varligin özü tek degil dört unsurdan ibarettir.Bunlar; hava, toprak, su ve ates unsurlaridir. Bu unsurlarin baslangici ve sonu nihayetsizdir. Ancak aralarinda ayrilma ve birlesme gibi özelliklere sahiptirler. Empedokles'e göre birlesme dogmak anlamina gelirken ölmek bu unsurlarin ayrilmasi veya cözülmesidir. Bu unsurlari birlestiren ve ayiran temel unsur ise ask ve nefrettir. Empedokles'e göre ask birlestiren nefret ise ayirandir.

Kur'an insan ile ilgili üc temel tanimlama getirir. Bunlar 1.Esref-i mahlukat 2. Allah'in yeryuzundeki halifesi 3. Özgür irade sahibi olma özellikleridir. Ikbal ''Yeniden Dogus'' isimli eserinde Allahi bilme bahsinde Gazali ile Kanti karsilastirir. Gazali, Allahi akilla degil sezgiyle biliriz yaklasimina sahipken, Kant sezgiyi reddederek Allah,i bilmek aklin pratik kullanimi olan ahlak ile mümkün olur iddiasina sahiptir. Iste tüm bunlar gerek Begovic'in gerekse Ikbal'in tanimina göre insani parcalayan ve insandaki ruh_beden, metafizik-fizik, mana ve madde bütünselligini gozardi eden seylerdir. Begovic, insanlik tarihi böylesi iki kutuplu bir dualizmin catismasinin tarihidir demektedir.
Islam, tarihteki bu iki kutuplu dualizme son veren insanda ki ruh-beden , akil-his, metafizik ve fizik gerceklerini dengeleyen bir degerler sistemine sahip oldugu icin son ve hak dindir.


Iste bu hak olan din insana hakki tavsiye etme ve batili nehyetme gibi onemli bir gorev vermistir.Zira insan yeryüzünde bir temsilci konumunda sorumluluk ve yükümlülük sahibi bir varlik yani halifedir. Onun icindir ki onun egemen oldugu bir dünya eglence ve haz eksenli bir dünya olamaz...Kur'an insani tanrinin cocugu olarak adlandirmaz aksine yeryüzünde halife olarak betimler...
Bu durumda halife insana düsen temel görev; ahlaka, vicdana ve vahye uygun bir dünya insa etmektir. Bu dünya, önce kisinin yüreginde sonra yakin cevresinde ve daha sonra merkezden cevreye dogru uzanan bir yapida arzeder.


Bilgin Erdogan

http://www.bilginerdogan.info/index.php

2/3/2009

İğreniyorum!



Seytan’dan ve ona dilbeste olan zalimlerden, Firavun’dan, Nemrut’tan, Bel’am’dan, Karun’dan ve onun modern, postmodern, global veya lokal tum versiyonlarindan igreniyorum...

Sevgizilikten, merhametsizlikten, vicdansizliktan,hayasizlikyan, arsizliktan ve dahi duygusuzluktan, ruhsuzluktan ve suursuzluktan igreniyorum…

Onuru ezen izzetsiz ayaktan, merhameti kundaklayan haysiyetsiz elden, iffete uzanan acimasiz dilden, izzeti kiran vefasiz gozden igreniyorum.

Imani kundaklayan zindiktan, kutsal patentli somuru hokkabazindan, cikar odakli politikadan,

riya eksenli dostluktan, haram karismis astan ve gunah karismis asktan,soz ve sevgi kalpazanliklarinin cumlesinden igreniyorum…

Yasarmayan gozden, sizlamayan ozden, kizarmayan yuzden, dogru olmayan sozden,

fayda vermeyen ilimden, amel etmeyen alimden, vicdanlari somuren ve tuyu bitmemislerin hakkini yiyen amirden igreniyorum…

Kimliginden utanan Stockholm sendromuna kapilmis bilinc hastasindan, kendi irzina gecen zorbaya asik olan aptal kadin misali, dusmanina sevdali yirtik kimliklilerden, siyonist Filistinli’den, Amerikanci Kizilderili’den, komunist Cecen’den veya Fransiz meftunu Cezayirli’den ve kimlik sendromu olan tum bu yiginlardan igreniyorum…

Ibrahim’e iman ettigi halde Nemrut gibi hukum veren, Musa’ya iman ettigi halde Firavun gibi yasayan, Yusuf’a iman ettigi halde Zuleyha’nin pesinden kosan, Hakk’a iman ettigi halde batili ahlak haline getiren halin cumlesinden igreniyorum.

Sirkten, bid’atten, hurafeden, dini pacavraya ceviren zihniyetten, Rabbine yapmasi gereken kullugu seyhine, efendisine, hocasina, herhangi bir ozneye, nesneye, sujeye, objeye yapan zelilden, gassalin elinde meyyit olmayi kuffarin elinde sehit olmaya tercih eden carpik bakistan igreniyorum…

Filistin’e inen bombaya, Bosna’da olan mezalime, Cecenistan’da yapilan haksizliklara , Bagdat’da olen bebeklere uzuluyorum ama Lubnan isgal altindayken “onlar sii dua etmek caiz degil” diyen tefessuh etmis yoz, yobaz ve mutaassip bakistan da igreniyorum….Filistinliyi olduren Yahudi’den degil sadece, Arabi olduren yahudilesmis Araptan igreniyorum…

Camilerin bir bolumunu eski Sumerlerin tapinaklarindaki gibi geneleve cevirmeyi teklif eden, boylelikle yasadigi topluma bu denli yabancilasmis ve icinde bulunmus oldugu toplumu uckurundan gozlemleyen zavalli akademisyen bozuntularindan igreniyorum…

Yasamak icin direnmenin, kavusmak icin beklemenin luzumu ne ise sevmek icin igrenmenin luzumlu oldugunu dusunuyorum.. Karanliga dusman degilsen aydinliga dost olamazsin.

Yureginde sevgin varsa Hakk’a ne duruyorsun tukur mimsiz medeniyetin hayasiz suratina…

Bilgin Erdogan

http://www.bilginerdogan.info/index.php

Bağlantılarım

   
Blogcu ile yapıldı

tefsir