30/1/2009

Amerika içerden Müslüman oluyor

Amerika içerden Müslüman oluyor

Obama'nın başa gelmesiyle birlikte ABD'de esen değişim rüzgarları aslında çok güçlü olarak başka bir yerde, çok daha 'içerden' esiyor. Yolu hapishaneye düşen yüzlerce ABD'li'içerden' Müslüman olarak çıkıyor.

ABD'de Pensilvanya eyaletinde State College'de SCI Huntingdon'da 5 yıldır mahkumlara imamlık yapan ve bu sürede 59 kişinin İslam'ı seçmesine vesile olan Bilgin Erdoğan, '2400 kişinin kaldığı hapishanede her dört kişiden biri Müslüman' diyerek durumu özetliyor. Erdoğan, hapishanede İslamiyet'ten sonra hayatını baştan aşağı değişen mahkumların çıktıktan sonra da ailelerinin İslam'ı seçmesine vesile olduğunu dile getiriyor.

Din danışmanlığı yapıyorsunuz. İçerde neler oluyor?

Amerika'da en fazla Müslüman olma oranı hapishanelerde oluyor. Amerikan hapishanelerinde (örneğin Pensilvanya'da) her dört kişiden biri Müslüman. Sürekli Müslüman oranı artıyor. İçerde Müslüman olma oranı çok yüksek. İnsan için hayatında en mühim iş insan isimli çiçekle islam isimli yağmuru birbirine kavuşturmak. Rabbim nasip etti 59 kişinin İslam'ı seçmesine vesile oldum. Yaklaşık beş yıldır bu işi yapıyorum ve çalıştığım kurumda 600'e yakın Müslüman var. Bunlardan 400 kadarı Ramazanda oruç tuttu.

Nasıl bir hizmet sunuyorsunuz?

Cuma namazlarını kıldırıyorum ve hutbe okuyorum. Hücre ziyaretleri yapıyor, sıkıntılarını paylaşıyorum. İslamla ilgili sorularını cevaplıyorum. Yakınları vefat ettiği zaman psikolojik destek veriyorum. Akide, Kur'an ve hadis dersleri yapıyoruz.

Neler anlatıyorsunuz?

Onları tekrar topluma kazandırmaya çalışıyorum. Çoğu yetim ve öksüz. Allah Resulu ile o noktadaki kader benzerliklerine atıfta bulunuyorum.Yüreklerine merhamet kazımaya çalışıyorum. Tekrar eski suçlarına geri dönmemeleri için dinden referansla terapi yapıyorum. Ailelere çocuklarına sahip çıkmaları noktasında yardımcı olmaya çalışıyorum. Bir mahkum vardı yaşlıca. Hapishaneye girdikten sonra Müslüman olmuş. Eşi ve yedi çocuğu var. Önce eşi sonra çocukları ve torunları Müslüman oldu. Yani hapishanede Müslüman olmasından sonra 49 kişiye vesile olmuş.

Dinle ilgili neler merak ediliyor?

İçerde oldukça bilgili insanlar var. Hiç cami görmemiş de olsalar herşeye aşinalar. Din onları diri tutan temel gerçek. Yani yüzlerce soru geliyor. Namaz, mezhep, tarih yani dinle ilgili herşeyi merak ediyorlar.

Neden içerde İslam'ı seçiyorlar?

İslam gercekten fıtrat dini. İslam'ın mesajı cazip geliyor ve içerde vicdanlarıyla başbaşa kalan insanlar bu mesajı algılama imkanı buluyorlar. Bu insanlar tutsak da olsa dışardaki toplum zindanına nazaran ruhen daha özgürler çünkü vicdanın sesi olan İslam'ı kabul ettiklerinde onlara karışan ilişen dışardaki hayata göre daha az. İslamın pratik din olması onları cezbediyor. Mesela bir mahkumun bundan 22 yıl önce hidayete ermesine vesile olan şey karşı hücresindeki mahkumun kıldığı namaz. Önce tartışıyor, İncil'den örnekler veriyor ama bir gün arkadaşını namaz kılarken görüyor ve yüreği o an on ikiden vuruluyor.

Müslümanlığı seçenlerin hayatlarında neler değişiyor?

Hayatlarında çok şey değişmeye başlıyor. Ama tıpkı güneş doğduğunda nasıl hemen ısıtmazsa Müslüman olunca da onun ahlakının hemen insanı kuşatması mümkün değil. Güneşin ısısı gibi yavaş yavaş insanı sıcaklığı sarıyor.

11 Eylül saldırısıyla ABD'de İslam etkilendi. Peki Obama'nın başkan seçilmesi nasıl etkiledi?

İçerdeki mahkumlar genelde Afro Amerikan ve oy verebiliyor olsalardı kesinlikle Obama'ya oy verirlerdi. Birçok Müslüman cezaevinde Obama'nın kazanması için dua etti. Müslüman ve Afrika kökenli bir aileden gelmesinden dolayı mahkumların ona karşı bir sempatisi var. Tabii bir de önceki hükümetten duyulan rahatsızlık da Obama'ya yakınlık duyulmasında etkili.

Cezevindeki Müslümanların sayısındaki artış ABD hükümetini rahatsız ediyor mu?

Bir mahkumun yıllık masrafı devlete yaklaşık 30 bin dolar. Yani yılda 35 kişiyi şayet Allah korkusu ile eski suçlarına dönmekten vazgeçirirsem bunun devlete katkısı bir milyon dolar.Yani devlet bir milyon dolar harcamamış olacak. Müslümanlığı seçen mahkumlar yeni yaşantılarından dolayı cezaevine dönmek istemiyor. Cezaevinde de yaşantıları değişiyor. İçerde teheccüd namazı kılan onlarca insan var. On günde bir hatim yapanlar bile var.

Dışardaki kadınlar içerdeki mahkumlarla evleniyor

Amerika hapishanelerinde bayan ve erkek ilişkileri çok enteresan. Dışarda özgür bayanlar içerdeki mahkum beyleri tercih edebiliyorlar hatta bazı mahkumlarla duygusal birliktelik yaşayabiliyorlar. Çünkü bana göre dışarda daha büyük bir zindan var. Zira içerde olan kişi duygusal olarak o kişiyi daha fazla tatmin edebiliyor. Ona sayfalarca mektup ve şiir yazabiliyor. İnsanlar ruhlarındaki açığı doldurmak istiyor.

YÖNETİM DİNE SAYGILI

Öte yandan cezaevi yönetimi Müslümanlara karşı çok saygılı davranıyorlar. Mesela geçen Ramazan 400 mahkum oruç tuttu ve yönetim sahurluk paketi hazırladı. Hapishane şartlarında mahkumlar oruç tutuyorlar dönmeyen dilleriyle Kur'an okuyup, Arapça çalışıyorlar.

Cezaevi Günlüğü

'Bugün bir mahkum ofisime geldi. Uzun süredir İslam'ı araştırdığını söyledi. Kısa bir zaman sonra çıkacakmış ve başka bir hayata başlayacakmış. İsmi William Burgess idi. Hayatını değiştireceği için önce isminden başlamak istedi. Esma-üI Hüsna'dan Sabur ismini beğenmiş. Çünkü 24 senedir içerideymiş. Şimdi 47 yaşında. 23 yaşında gece soygunundan dolayı içeri girmiş, uyuşturucu falan satmış. Şehadet getirdi ve Afro-Amerikan bir kardeşimiz daha katıldı İslam ailesine. Siyah tenli bir yürek daha aydınladi. Onun yüreği şimdi bizden daha aydınlık.'

Yeni Şafak / Ayşe OLGUN

20/8/2008

Reportajim " İçerideki Amerika İslam’ı seçiyor "

 

 

 

Amerika, Irak’taki hapishanelerde Iraklı mahkumları Kur’an’la eğitmek üzerine bir proje başlattı. Amerikan hapishanelerinde dört yıldır dini danışmanlık yapan Bilgin Erdoğan, ‘Ilımlı İslam’ modeliyle Iraklıların direncini kırmayı hedefleyen Amerika’nın bu yaklaşımını ‘Tepkisiz bir yığın oluşturmak istiyorlar’ şeklinde yorumluyor. Erdoğan’a göre Kuran’ı kullanarak ılımlı İslam yorumu çıkmaz. ‘Ancak vahiyden uzaklaştırarak müslümanlar üzerinde bunu başarabilirler’ diyen Bilgin Erdoğan’la ‘içeri’ girişini ve ‘içerdekileri’ konuştuk.

Gülcan Tezcan / Gerçek Hayat Dergisi


Mahkumlara dini danışmanlık yapma düşüncesi nasıl doğdu?

Aslında böyle bir düşünce Türkiye’den ayrılırken aklımdaydı . Zaten bu düşüncelerle ailece yurt dışına çıkmaya niyet etmiştik. Amerika’ya geldiğim ilk sene gönüllü olarak bir bayan hapishanesine bayram namazı kıldırmaya gittim. Zira orada din gorevlisi olarak çalışan kişi bayan olduğu için namaz kıldırmak için benden böyle bir talepte bulunmuştu. Sonra orada hutbe verdim ve oradaki insanların samimi olduklarını gördüm; Türkiye’de camilerde vaaz verdiğim zamanlar olmuştu bu kadar dikkatli dinlenmemiştim. Namaz sonrası din görevlisi olarak çalışan bayan beni bu işi yapmaya teşvik etti. Bazı hapishanelerde bu şekilde ihtiyaç olduğundan bahsetti ve başvurmuş oldum. Bu arada bir İslam Cemiyeti’nden teklif geldi. Onlar adına bir hapishanede din görevlisi olarak çalışmaya başladım.Bir sene sonra bir başka hapishaneden teklif geldi ve iki hapishanede birden çalışmaya başladım.


Peki ya işin manevi boyutu?

Bu düşüncenin bende hasıl olmasına sebep olan en büyük amil insanların içerdeki ihtidaları elbetteki. Bir de gördüğüm rüya... Buraya gelmek için hazırlık yaptığımız günlerde rüyamda bir papaz ve cemaatine şehadet verdiriyordum. Papaza nasip olmadı ama hapishanedeki mahkumlara nasip oldu... Başladığımdan bu yana toplam 49 kişiye vesile olmak nasip oldu. Beni en çok motive eden tarafı insanların Amerika’nın karanlık zindanlarında imanın aydınlığına kavuşuyor olmaları. Onlara Kur’an ve sünneti öğretiyor olmak en büyük şans. Amerika’da en çok ihtida hapishanelerde oluyor. İnsan için en önemli vazife dini tebliğ etmek ve insan isimli çiçeği İslam isimli yağmura kavuşturmaktır diye düşünüyorum.


Görev tanımınız nedir tam olarak?

 İçerdeki insanlara manevi rehberlik hizmeti sunmak. İki farklı hapishanede çalışıyorum. Birinde 600 kadar diğerinde 350 civarında müslüman mahkum var. Yaklaşık her dört kişiden birine tekabül ediyor. Bunların çoğu içerde müslüman oluyor. Zira ben bu insanların içerde bedenen mahkum olsalar da zihnen ve vicdanen daha özgür olduklarını düşünüyorum. Modern dünyanın toplum zindanında değiller zira...Orada bu mahkumların dini ihtiyaçlarını temin etmek için varım. En büyük aktivitemiz Cuma namazımız oluyor. Katılım oldukça yüksek geçiyor. Bir Hıristiyan ayininde yaklaşık 100-150 kişi olurken (ki onların genelde nüfusu bizden daha fazla) bizim Cuma namazlarımızda yaklaşık 200 -250 civarında katılım olabiliyor. Bunun dışında her iki hapishanede de derslerimiz var. Kur’an ve Hadis derslerim var. Kur’an dersleri sadece okumaya yönelik değil lafız, mânâ ve maksat bütünlüğü çerçevesinde geçiyor. Ayrıca bu insanları hücre hücre dolaşıyorum ve hallerini hatırlarını soruyorum. Herhangi bir sorunları ya da soruları varsa yardımcı olmaya çalışıyorum. Bunun dışında bir istekleri olduğu zaman yazılı olarak bize ulaştırdıkları “talep mektupları” var. Bunları cevaplamaya çalışıyoruz. Yakınları vefat ettiğinde onlara moral desteği veriyoruz ve aileleri ile telefon irtibatını sağlıyoruz. Ramazan ve Kurban bayramlarında toplu yemeklerimiz oluyor, onları organize ediyoruz. Bunun dışında her tür İslami konuda yardımcı olmaya çalışıyoruz.

Sizin dışınızda başka hangi din ve inançların görevlileri var?

Her din grubunun içerde temsilcileri var. İçerde çok farklı inançlar var ama tabiiki birisinin din görevlisi olarak çalışması için o inanca mensup insanların sayısının belli bir oranda olması gerekiyor. İçerde din görevlisi olarak çalışanlar Protestan Rahipler, Katolik Papazlar ve Müslüman İmamlar, az sayıda da olsa Musevi Rabaylar oluyor. Bunun dışında Budist, Yehova şahidi, Yerli Dini (Native American) gibi inanç gruplarına sahip mahkumlar için haftada bir kez gönüllü kimseler geliyor hizmet vermeye.


Amerika’nın müslümanlara bakışı malum. Cezaevi gibi hassas bir alanda böyle bir görev için aradıkları kriterler neler?

Amerika’da tabii hatırı sayılır bir müslüman topluluk var ve her geçen gün bu sayı artmakta. Yaklaşık 12 milyon civarında. Özellikle hapishanelerde ciddi bir müslüman potansiyel var.

Evet dış politikada müslüman dünyaya bakış malum ama içerde her dine ve felsefeye eşit mesafede olmak zorundalar. Tabii teoride böyle ama pratikte bazı sorunlar olabiliyor.

Bu görevi yapmak için kriterleri, din görevlisi olacak kişilerin ait oldukları dini bir organizasyondan ‘liyakatlidir’ şeklinde referans mektubu almaları. Bunun dışında üniversite mezunu olmanız, kişisel özellikleriniz ve deneme süresi içinde bunları göstermeniz aradıkları kriterler arasında...Siz onlara lazımsınız onun için size bu hakkı tanıyorlar. İçeride yıllarca müslüman din görevlisi olmamış ve mahkumlar kendi kendilerini eğitmişler...Bunun tehlikesini ise 80’lerden sonra anlamışlar. O zamandan bu yana aşamalı olarak müslüman din görevlisi alıyorlar.


Ne kadar zamandır ‘içerde’siniz?

Yaklaşık dört yıldır

11 Eylül’de yaşananlar sizi ve mahkumları da etkilemiş olmalı

11 Eylül öncesini sadece duyduğum kadarıyla biliyorum zira o dönemde Amerika’da değildim. Elbette Amerika okuma oranı düşük bir ülke. Televizyona bağımlılar. “Buranın 28 Şubat’ı 11 Eylül” dersem yanlış bir analoji olmaz sanırım. Tabii ki bir etkilenme var. Zira buradaki güvenlik görevlilerinin çoğu asker kökenli. Şüphesiz ki savaş etkiliyor. Ama dediğim gibi bunlar genelde meselenin pratik olan tarafı; teoride çok ciddi bir etki var diyemem. Hapishane tüm dinlere eşit mesafede olmak zorunda. Mahkumların sorunları olduğu zaman bana şikayet ediyorlar ve aradaki problemleri halletmeye çalışıyoruz.


Muhataplarınız Amerika gibi bir toplumda suç işlemiş insanlar... Başlangıçta onlarla diyalog kurarken çekinceleriniz oldu mu?

Türkiye’de hayatımda sadece bir kez hapishaneye gittim; bir siyasiyi ziyaret etmek için. Bunun dışında hiç hapishane tecrübem yoktu. Tabii ilk başlarda çekincelerim ve önyargılarım vardı. Ancak zamanla suçluya değil suça bakmayı öğrendim. Suça tepkili olmalı insan bu işi yapıyorsa eğer. Aslında gerçek suçlular dışarda. Bir de işin o tarafı var. Bu insanlara baktığınızda çoğu gariban insanlar. Fakirler ve birçoğu da yalnız...Bayram yemeğinde yönetim helal et, hurma vs gibi özel gıdalar için kişi başına 7 dolar talep etttiğinde yaklaşık yetmiş kişi bu yemeğe katılamamıştı. Bu beni çok üzmüştü. Diğer bayramda bağış topladık ve kişi başına yedi dolar yerine iki dolar talep ettik ama buna rağmen katılamayan olmuştu. Bu sene neyse ki tümünü ödedik ve hepsi bayram yemeğine katılabildiler. Demek istediğim bu insanların hesaplarında bu kadar dahi para yok. Elbette avukata ödeyecek paraları da olmayınca çoğu hayatlarını içeride geçiriyor... Montesquieu’nun sözünü hatırlatıyor bu tablo bize... “Yasalar örümcek ağı gibidir küçükler takılır , büyükler geçer...” Ama ümitvarım inşaalah ilerde “Kızım Fatıma dahi olsa cezasını vermekten çekinmem” diyen nebevi ahlakın modern temsilcileri yetişecektir.


Amerikan hapishaneleriyle ilgili genelde olumsuz bir algı vardır zihnimizde. Siz nasıl bir tabloyla karşı karşıyasınız görev yaptığınız ortamda?

Ben Amerika’ya adım attığım ilk hafta televizyonda izlediğim ilk film “Gece Yarısı Ekspresi” idi. O filmi izleyen herkeste elbette Türkiye’deki hapishanelere yönelik bir önyargı oluşuyor. Film gerçek hayattan bir kesit ama abartıldığı da bir gerçek. Amerika deyince akla Irak işgali geliyor, Ebu Garib Hapishanesi’nde yaşananlar geliyor. Elbette bunlar yaşandı ama tüm hapishanelerin böyle olması imkansız. Ben size cennet tasviri yapamam ama cehennem de değil elbet. Aslında ben maksimum güvenlikli bir hapishanede çalışıyorum. Bu anlamda şartları en ağır olan hapishaneler benim çalıştığım yerler. Tabii güvenlik görevlilerinde siyahlara karşı bir önyargı ve nefret var ancak bunları açıkça ifade edemiyorlar. Afro-Amerikan ve bir de müslüman olunca, özellikle de 11 Eylül’den sonra, mahkumlar ve bizim için zorluklar başladı. İlk zamanlarda benim için de şartlar zordu. Ciddi bir önyargı vardı. Anlayışlı olsanız da bazen zor oluyor. İnsanın ağırına gidiyor. İslam’ın terör ile asla bağdaşamayacağını anlatan akademik makalelerden müteşekkil bir kitap elimden alındı ve iki hafta boyunca incelendi. Önemli değil gibi görünse de gurbette bu tür şeyler insana dokunuyor. Amerikan hapishanelerinin kuruluş amacı iyi bir Hıristiyan yetiştirmektir. Quaker Kilisesi’ne mensup rahiplerin fikri bu. İnsanlar vicdanlarıyla başbaşa kalırlarsa Hıristiyan olurlar diyorlardı. Ama bugün ben vicdanıyla başbaşa kalan mahkumların müslüman olduğunu müşahade ediyorum. Amerikan hapishaneleriyle ilgili beni en çok rahatsız eden şey bazılarının hala kovboyca davranış sergilemeleri...Aslında kovboyluk (çobanlık) Amerikan toplumunun genlerinde var. Bugün Amerika’nın süper güç olması, dünyanın sürüleşmesinin bir sonucudur. Biz sürü olunca kovboya egemen güç olma payesi veriyoruz. Hapishaneleri ise Amerikan toplumundan birer küçük kesit olarak düşünebilirsiniz.


Geçtiğimiz günlerde ABD’nin Irak’taki hapishanelerde Iraklı mahkumları Kur’an’la eğitmek üze-rine bir proje başlattıkları, Kur’an-ı kullanarak ılımlı islam modelini inşa etmeyi hedeflediklerine dair bir haber yansıdı basına. Amerika’nın kendi hapishanelerinde de verilen din eğitimine bu anlamda bir dahli sözkonusu mu ?

“Ilıman İslam” adıyla tarif edilen bir yorumu hapishane ortamına sokmaları kolay değil. Hapishanedeki sosyo psikoloji buna müsait değil. Başka inanç sistemlerine bakıyorsunuz onlarda da bir protest yapı var. Hapishanede ılıman olmaları oldukça zor. Türkiye’de ılıman İslam deyince kimler geliyor akla oradan yola çıkarak söylüyorum. Ancak söylemde oldukça katı ve haşin olmakla beraber bazı mahkumlar dünyadaki haberlere duyarsız kalabiliyorlar. Söylemde radikal ama eylemde pasif bir yapı özellikle Kuzey Amerika’daki Devlet hapishanelerinde kendini gösteriyor. Bunda Amerika-Suudi Arabistan ilişkilerinin payı büyük. Ancak özellikle 11 Eylül’den sonra Amerika hükümeti bunlardan oldukça rahatsız...

Mesela Federal Hapishanelerde Muhsin Han tercümesi olan “Noble Qur’an” yasaklandı. Bu tercüme, içinde yer alan bazı çevirilerin düşmanlığı körüklediği gerekçesiyle yasaklandı. Böyle bir algının yani klasik Selefi bakışının Amerikan hapishanelerinde varlık göstermesinin temel sebebi; var olan Amerika-Suudi Arabistan ticari ilişkileriyle beraber, Suudi Arabistan Davet Komitesi’nin Suud ulemasına ait birçok eseri İngilizce’ye kazandırmış olmasıdır diye düşünüyorum. Tabii klasik Selefi okulunu takip etmelerinin olumlu tarafları ve olumsuz tarafları da var bana göre. Dinlerini kaynaklarından delilleriyle öğreniyor olmaları olumlu tarafı...Farklı bir şey duyduklarında hemen delil soruyorlar. Kaynaksız konuşamıyorsunuz.. Bu tarafı güzel ama gösterdiğiniz kaynak Suud ulemasının yasakladığı listeden ise o vakit sorun yaşıyorsunuz.


Ne gibi sorunlar?

Katı ve şekilci olmaları ciddi bir sorun. Bu anlamda beni de yapmış olduğum bazı konuşmalardan dolayı eleştirdikleri oluyor. Ama taassup tarafından tekfir edilmediyseniz veya eleştirilmediyseniz din adına bir şey yapmış sayılmıyorsunuz. Şimdilik cama bakıyorlar ama camdan bakmayı da bir gün öğrenecekler.

Hapishanelerde İslam’a niye izin veriyorlar?

Bu, önemli bir soru. Bunu Amerika gibi bir ülke niye ister? Ben bu sorulara; çünkü Amerika pragmatik bir ülkedir diye cevap veriyorum...Uyuşturucu müptelası veya pazarlayıcısı bir insan namaz kılarak, oruç tutarak arınır...İslam bu insanı dönüştürür; eşkıya iken kamil bir mü’min yapar. Amerikalıyı ise onun İslam’a girmesi değil, suç işlemiyor olması ilgilendirir. Pragmatik bir ahlakı vardır Amerikalıların. İşlerine gelene kadar. Evet, Irak için dedikleriniz doğru olabilir. Bir zamanlar Taliban tarzı bir yorum lazımdı; soğuk savaş döneminde öyle gerekiyordu. Şimdi ise tepkisiz bir yığına ihtiyaçları var. Ama ben şunu söyleyeyim; Kuran’ı kullanarak böyle bir İslami yorum çıkmaz ancak vahiyden uzaklaştırarak müslümanlar üzerinde bunu başarabilirler.

Gülcan Tezcan / Gerçek Hayat Dergisi

 

Bağlantılarım

   
Blogcu ile yapıldı

tefsir