18/3/2009
Çanakkale Bedir' den Bir Nefesti

Bilgin Erdogan
Tarih insanoglunun zaman cizgisindeki hareketi...Ama bu hareket dairesel bir hareket ki Kur'an söyle ifade eder: ''Biz bu zamanlari insanlar arasinda döndürür dururuz''...
Akil bag kurma özlelligi olan bir organ...Kur'an tarihsel tablolardan bahsettikten sonra ''....akledenler icin ibretler vardir...'' der cogu zaman... Cünkü akletmeyenler tarihten istifade edemezler...
Bütün mesele bag kurma isidir...Nemrut'un atesine selam olsun diyen Ibrahim as ile Hamiltonun Canakkalede toplarindan korkmayan on basi Mehmet arasinda... Uhud ta kollari kopan ve sancagi kucaklamaya calisan Mus'ab ile düsmanin attigi bombayi geri firlatirken kolu kopan Mehmet cavus arasinda bag kurma isi...Mekkenin Abdulmuttalibi ile Osmanlinin Vahdettini arasinda Ebrehe'nin filleri ile Hamiltonun tanklari ve gemileri arasinda...Mekke ile Malazgirt, Filistinle Canakkale arasinda...
Canakkale bir yigitlik destaniydi...Anadolunun damarlarina canlarindan kan veren yigitlerin destaniydi...Canakkale destani, anne göz yasi ile evlat kaninin murekkep olup tarihin sayfalarina bir kere daha Hakki yazmasiydi... O destan, adama ve adanma bilincinin ortaklasa hareketinin adiydi. Ibrahimi durusun zaman ve mekan degistirmis haliydi...Canakkale Ibrahimi bir teslimiyet bilinciydi...Annelerin evlatlarini Hakki üstün tutarak adamalari , evlatlarin Allah icin canlariyla adanmalariydi...Canakkale yigitleri Ibrahimcesine atese kosuyorlardi...Öyle ki bir rutbeli bunu itiraf edecek ve ''Bunlar ölümden kacmiyorlar ölüme kosuyorlar'' diyecekti.Ölüm ates gibidir...Adi bile insan yüregini yakar...Ölüme kosmak atese kosmak gibiydi...Atese kosmak ise Ibrahim olmak demekti... Ibrahim anlasilmadan Canakkale anlasilamazdi zira Ibrahim olmadan destanlasilamazdi... Ramazan bize adanarak can sinavi vermemizi oögütler, Kurban ise adayarak canan sinavini vermemizi... Zafere ulastiran sirda budur iste...Bu terbiyeden gecenler ise cephede destan yazar... Bana göre her Canakkale yigidi Hz Ibrahim'den bir nefes tasiyordu...
Yozgatin Sorgun ilcesinden Murat isimli bir asker Canakkaleye ummetin mudafaasina gelir...
Bu askerin basi kinalidir...Komutanlarinin dikkatini ceker...Murat'a sorarlar...Ama Murat cevabini bilmemektedir...Birgün annesine mektup yazar ve sorar ''Annecigim komutanlarim basima nicin kina yaktigini soruyorlar?''der . Bir süre sonra cevabi gelir anne söyle demektedir ''Ey oglum ! Canim oglum! Komutanlarina selam et benden...Bizim burada adet böyledir...Kurbanlik koclari kinalarlar...Senide Allah icin kurban ettim cepheye gönderirken yavrucugum...Seni de Ismail gibi kurban ettim'' der...Mektup cepheye ulastiginda ise Murat coktan Ismail olmustur bile...O Ismail olup Canakkale'nin damarlarina kan veren bir sehit olmustur coktan... Ama anneciginin basini nicin kinaladagini ögrenememistir...
Mekke Ummul kur'a dir resulun dilinde...Kentlerin annesi yani...Mekke anne ise Canakkale cocuk...Mekke'nin yigidinin adi Muhammet(Sav), Canakkale erlerinin isimleri Mehmetcik...
Mekkenin damarlarina verilen kan ile Canakkalenin damarlarina verilen kanin cinsi ayni...Kan ayni kan sehadet kani...Can ayni can suheda cani... Vatan ayni vatan ummetin vatani...Ayni olan bir sey daha var...
Göz yaslarinin rengi.. Bedrin sühedasinin annelerinin göz yaslari ile Canakkale sehitlerinin annelerinin göz yaslarinin rengi ve kalitesi ayni...
Anne ayni anne, evlat ayni evlat... Aci ise yine ayni evlat acisi....Sefkat yine anne sefkati...
Bir zamanlar Mekke filler ile isgal edilcekti...Ebrehe, isgal icin Mekke yakinlarina geldi... O zamanlar Mekke'nin reisi Hz peygamberin dedesi Abdulmuttalip idi... Habesli reis Ebrehe öncelikle Abdulmuttalip'in develerine el koydu...Abdulmuttalip Ebrehe'nin yanina gitti ve develerini geri istedi... Ebrehe develerini isteyen Abdulmuttalip'e sen nasil lidersin? Ben Kabe'yi isgal edecegim sen ise develerinin pesindesin diyecekti... Abdumuttalip ise söyle cevap verecekti...Ey Ebrehe! Ben develerimin sahibiyim senden onu istiyorum...Benim seninle isim develerimdir...Ama Kabe'nin sahibi Allahtir... Kabe'yi isgal edeceksen hesabini Allah ile gor diyecekti... Ebrehe'nin ordusu nihayetinde ilahi bir gazap ile helak olacakti...
Allah fil ashabina adeta Mekke gecilmez diycekti...Toplariyla ve tanklariyla Islam hilafetinin merkezini isgal etmeye kalkisan küffar ordusuna ise Allah Canakkale gecilmez dedirtecekti...
Ebrehe ve ordusu salgin hastaliklarla helak olmuslardi...Canakkalede ise binlerce insan yine ayni akibete maruz kaldi...Cünkü Canakkale de Mekke gibi gecilmezdi...Onun icin inmisti melekler semadan belkide...
Iste ey insan! Bügün boyle bir coskuya ihtiyacimiz var ise muhtac oldugumuz kudret damarlarimizdaki sefil kanda degil gönüllerimizdeki asil imandadir.Zira asalet kanda degil yürektedir. Bedir ve Canakkale aslanlarinin yüreklerinin dudaklariyla terennüm ettikleri cosku ayniydi ''Allahu Ekber'' Zira iman ayni iman ruh ayni ruh idi...Iman ve onun ahlaki karsiligi olan emanet duygusundan uzak bir kitleye hic bir cephe komutani ''Ben size vurusmayi degil ölmeyi emrediyorum'' diyemezdi...Positizist akil insani konusan hayvan vatani ise gayri menkul olarak tasavvur eder...Onun icin postivist akla sehadeti anlatamazsiniz...
Tek dünyaya degil cift dünyaya birden iman eden insanda ancak vatan tasavvuru olusur...Hani sair der ya:
Bayraklari bayrak yapan üstündeki kandir
Vatan sayet ugrunda ölen varsa vatandir
Sehit tarihin kalbidir der Seriati... Canakkale Anadolunun kalbidir...Her Canakkale hatirlamasi Anadolu tarihinin kalbini bir kere daha dinleme heyecani verir bana... Anadoluda sehit olmus binlerce Hak dostunun yüreklerinin ortak atisinin sesidir Canakkale...
http://www.bilginerdogan.info/index.php

Konu: cumanız mübarek olsun
İSLAM’ın en ihmal ettiğimiz yönü "ahlak" yönüdür. İlk karşılaştığımız kişiye, dinini sorgulayacaksak; namaz kılıyor musun, hacca gittin mi, zekátın tamam mı diye sorarız. Bununla onun dini hayatını veya hassasiyetlerini test etmek isteriz. Bu sorular tabii ki boş ve gereksiz sorular değildir. Ama bunlar kadar kıymetli olan bir noktayı gözden kaçırırız.
Son elçinin kişiliğini tanımlamada Kuran’ın vurguladığı "ahlak" çoğumuzun dikkatini çekmez. Kuran-ı Kerim, Hz. Peygamber’i tanıtırken, "Şüphesiz sen büyük bir ahlak üzerinesin" der. Hz. Peygamber de kendi misyonunu tanımlarken, "Güzel ahlakı tanımlamak için gönderildim" der.
O halde içinde mükemmel bir ahlakı barındırmayan namaz, oruç, zekát veya diğer bir ibadetle kişi belki, görüntüsüyle farzı -görevi- yerine getirmiş olur ama amacına ulaşamaz.
* * *
Hz. Ömer, huzurunda biri hakkında iyi şahadette bulunulunca şahitlikte bulunanı susturur ve sorar: "Onunla ticaretin oldu mu, onunla yolculuk ettin mi?" Adam "Hayır" der. Bunun üzerine Hz. Ömer, "Sus ve şahadette bulunma. Çünkü sen onu yeterince tanımıyorsun" karşılığını verir.
Hz. Ömer’in, adamın ibadetini değil de ahlakını sorgulaması çok önemli. Çünkü kişinin ibadeti kendisini bağlar veya kendisine fayda sağlar. Ama "ahlak, huy, karakter" ise topluma yansır. Bunun eksikliği toplumun dengesini yaralar.
En muhteşem ahlaka sahip olan Peygamberimizin öğütlediği "ahlaki" ölçüleri saymaya devam edelim öyleyse:
1- Mümin, kötülük edene iyilik eder. İntikam mümine yakışmaz:
Sahabeden biri sordu: "Ey Allah’ın Resulü, falanca kişi bana iyi davranmaz, misafirliğe gittiğimde ağırlamaz. Ben de ona aynısını yapayım mı?" Hz. Peygamber cevap verir: "Hayır, sen ona iyi davran. Misafir et ve onu ağırla. Kötülüğe kötülükle karşılık erdem değildir. Çünkü kötülük, azgın nefsin ve şeytanın kişiye hazırladığı bir tuzaktır. Bu tuzağa düşenin yaptığını yapmak aynı tuzağa düşmek demektir."
Hz. Peygamber şöyle buyururdu: "Bize kötülük yapana kötülük yaparız diyenler gibi olmayın. Kötülük yapana, haksızlık yapmamaya gayret ediniz." Çevremize baktığımızda İslam’ın öngördüğü bu ahlaktan uzak olduğumuzu gözlemliyorum.
2- Mümin acele etmez. Ölçülü hareket eder:
Bir büyük zatın ifadeleri ne kadar da manidardır. Güzel hal ve ölçüyle hareket etmek, Peygamber’in ahlakının yirmi dört parçasından bir parçadır. İslam’ın öngördüğü budur. Kuran-ı Kerim’in emrettiği de budur.
Hz. Peygamber, sevdiği dostu Eşecc’e (RA) dedikleri çok düşündürücüdür: "Eşecc, sende Allah’ın sevdiği iki özellik vardır; yumuşak huyluluk ve düşünerek hareket etmek." (İbn Mace, Zühd, 72)
3- Mümin güler yüzlü olur:
İslam güler yüzlülüğü sadaka sayan bir Peygamber’in tebliğiyle yeryüzüne yayıldı. Hz. Peygamber, fakir olduğu için sadaka veremeyen bir sahabiye, güler yüzlü olmasını emreder ve ekler: "Herhangi bir kardeşini güler yüzlü karşılaman sadakadır."
Genellikle "ciddi duruş" sergilemek adına somurtkan durmak hoşumuza gider. Gülümsemeyi zayıflık sayarız. Televizyon dünyasında gençlerimizin idolü haline gelen tiplere baktığımızda kaşlar çatılmış, eller tetikte, birbirlerine karakter atan, öldürdüğü adam sayısı kalabalık olan, argo konuşmayı marifet sayan, sürekli karşısındaki rakibini yok etme egzersizleri geliştiren ruh hastası tiplerin ön planda olduğunu görürüz.
Böylesi karakterlerin ön planda olduğu ve beğenildiği bir dünyaya "tebessüm sadakadır" kültürünü doyasıya ne kadar anlatabiliriz bilemiyorum. İşin üzücü ve ürkütücü tarafı, bu tipin yaygın olmasıdır. Kısa tıraşlı, göğüs düğmeleri açılmış, takım elbiseli kahramanlar çoğaldıkça olgun bir nesil elde edebilme becerimiz azalacaktır.
* * *
Daha dün gazetelere yansımış olan bir haber, ürküntümüzün boş olmadığını gösteriyor. Bir eve giren beş adam; evin erkeğini bağlıyor ve karısını ormana kaçırıp kirletiyor. Ve bu, koca bir kentin göbeğinde oluyor. Bu belki de medyaya yansıyan rezaletlerden sadece biri.
İslam’ın kalıbından özüne dönmek zorundayız. İslami hüviyetimize İslam ahlakını yansıtmadıkça imanımızın ve ibadetimizin fayda sağlamayacağını bolca anlatmalıyız. Belki de yazarak anlatmalıyız. Siyasetçimiz, gazetecimiz, bürokratımız, ilahiyatçımız, sanatçımız ama hepimiz. Çünkü hiç birimiz sütten çıkmış ak kaşık değiliz.
hayırlı cumalar mutlu hafta sonları diliyorum
Bağlantı »