« Önceki | Sonraki »

13/2/2009

Rüya ve Kabus

Ruya hayatin bir baska boyutu...
Uyku ölümün kücük kardesi, ruya ise hasirden bir kesit belki de...
Bir cennet penceresi ruya...Cehennemden degil asla...
Cehennemden pencere olana kabus demisler...
Ruya huzurdan bir kesit, kabus dehsetten bir parca...
Ruya melekler makami, kabus zebaniler mekani...

Nasil yasarsaniz öyle hasrolursunuz diyor Allah resulu...

Hayatini kabus yapanin istikbali de farkli olmaz demek ki...Bugunu cehennem olanin
yarin ki cennet vaadine kimsenin inanamayacagi gibi...
Dünyada zebani kesilenin dostlari cennet melekleri degil cehennem zebanileri olacak kuskusuz... Aci cektirmenin sanatini ögretecekler orada.... O is böyle yapilirdi sen beceremedin diyecekler belki de...Cennet en güzel ruya, cehennem en büyük kabus...

Ruya deyince aklima melekler gelir... Aslinda meleke haline gelmis güzel huylar
insani meleklestiren seylerdir...Meleke haline gelen kötü huylar ise insani seytanilestirir...
Dolayisiyla meleklesme ve seytanlasma egilimi insan iradesiyle dogrudan ilgili...
Ruya, meleke haline gelen güzel huylarin ruh sinemasindaki yansimasi, kabus ise tam tersi...

O halde düsünmeliyiz acaba meleke haline getirdigimiz iyi huylarimiz mi yoksa meleke haline dönüstürdügümüz kötü huylarimiz mi daha dominant hayatimizda?
Seytan rolünü mu yoksa melek rölünü mü oynuyoruz dünya isimli sahnede...

Izdirap vermenin mi yoksa mutlu etmenin mi sanatini ögreniyoruz hayat isimli uzun mektepte...
Korkutan ve ürküten veya biktiran ve dehset veren bir kabus muyuz yoksa mujdeleyen ve ask veren, sonsuzlugun saadetini kulaklardan yüreklere fisildayan tatli bir ruya miyiz baskalari icin?
Hayatimizin omurgasina oturttugumuz faydali olmak mi yoksa faydalanmak mi?
Sömüren tüketici bir sinek mi yoksa hizmet veren üretici bir ari miyiz toplumsal hayatta
karsimiza cikan süreli veya sürekli fertler icin?

Hayati ruya gibi yasamak icin ulvi hedefleri olmali insanin...Maddesinin enkazi altinda kalmamali mesela...
Ruhun derece-i hayatina yükselmeli... Günesin üzerine dogmali günes dogmazdan önce...Islanmali seccadesi bazen göz yaslarindan incilerle...
Sevilen ve sevindiren olmali cemiyetinde...
Acilmali ötelere ve anlatmali yasadiklarini tek tek...

Devrim yapmali köhnemis yüreklerde, baslayarak önce kendi gönlünden...
Ruya gibi yasayan yigitleri model almali ve o gerilimi yakalamali icinde...
Ruya gibi yasayan bir Mus'ab olmali...Ruya gibi yasayan bir Ebu zer belki de...
Sumeyye, Ummu Haram veya Fatima...Ibrahim, Musa, Zekeriya yada Yahya...

Insanligin yüz aki son nebi gibi bir kizil elmasi olmali insanin...

Hayati bir de kabusa donusturmek mumkun...Karabasan gibi sizi mefluc eden dunyanin
enkazi altinda kalmak... Dünyevi ihtiraslarin kölesi olmak...
Esyanin cekim alaninda bogulmak...Vicdana ve izana kör olmak...
Cemiyet hayatinda sevmeyen ve izdirap cekmeyen ama aci veren olmak...
Bir Ebu Lehep olmak mesela...Ebedi lanete maruz kalan Ebu Lehep olmak...
Umeyye bin Halef olmak veya Utbe, Seybe mesela...
Tüm sömüren baronlar gibi...Tüm tarihi ve cagdas Firavunlar gibi...
Insan hayatini kabusa ceviren tüm mustekbirler misali...

Hayatini kabus gibi yasayanin sadece gecesi degil istikbali de kabusa donecektir...
Zulm ile abad edenin akibetinin berbat olacagi gibi...
Bana kalirsa ruya gibi yasamasi lazim insanin ömrünü...
Ruya gibi yasayanlari model alarak tabii...
Ruya cennetten bir kesit, kabus cehennemden bir parca...
 
Bilgin Erdogan

http://www.bilginerdogan.info/index.php

9/2/2009

Bir Eylül Sonbaharinda Duvarlarin Ardinda Ölümü Hissetmek

''Her nefis ölümü tadacaktir...''Al-I Imran 3/185

Eylül ayi...Yapraklarin sararip dökülme mevsimi... Agustos böceklerinin senfonilerini tamamlama zamani...Ama öyleki bazen insan, ömür isimli senfonisini tamamliyor...Kimi zaman insan bir sonbahar yapragi gibi dökülüyor ve ucuyor sonsuza...Bugün mahkumlardan iki kisi yakinlarini kaybetti...Birisinin annesiydi...Hapishanenin soguk duvarlari arasinda annesinin soguk ölüm haberini aldi...Kiz kardesi aradi ve haber verdi...

Hapishanede birisinin yakini vefat ettiginde o isin takibi din adamlarina kaliyor... Isin bürokrasisi ve o kisiye psikolojik destek vermek türünde isler... Mahkumun ismi Jackson..Siyahi bir vatandas..Katolik imis...Ancak katolik din adami o anda olmayinca olan kisiler sorumlulugu aliyor...Bundan öncede bir kac tecrübem oldu..Bir müslüman kardesini trafik kazasinda kaybetmisti...Insanlarin yürekleri tas degil...Katil, soyguncu deyip gecmemek lazim her insan yürek tasiyor...Her insanin yüreginde bir cennet ve cehennem tasima potansiyeli var...Demek ki adam öldürmüs katillerin dahi yüregi yumusarmis diye düsünmüstüm ilk gözü yasli mahkumu görünce...Öyle ya sadece gözü yasli bizler degiliz...Kimi zaman utanmaliyiz halimizden..Bu kisiye son haberi ben vermedim ayrilmam gerekiyordu ve ciktim ama sanirim o simdi hücresinde hickiriklara bogulmustur...Artik annesiyle arasinda hapishane duvarlarindan daha kalin bir duvar daha var...Ölüm duvari... Bu duvari asmasi ve annecigine kavusmasi artik imkansiz... Ancak iman ile asabilir...Bunlari anlatmak isterdim ama imkansiz zira katolik...Bakalim o ögreti yarasina ilac olacak mi?

Bugün supervisor'im ile konusuyordum...Onunda es cinseller ile basi dertte...Kiliseye es cinselleri kabul etmedigi icin mahkumlar ''discrimination'' davasi acmislar... Ama dogru olani her türlü riski göze alarak yapmam gerekiyor dedi... Takdir ettim ama öyle ki bazen Sezar'in hakkiyla dogru olan karisiyormus onu da böylece gözlemlemis oldum...

Hücre ziyaretinde yine sözlü bir saldiri oldu...Bu sefer yine insanlari kandirdigimi iddia eden bir adam...Bu adam bir Sirp...Daha önce Huntigton isimli kurumdaydi simdi Smithfield'a aktarmislar...Tabii bu adam daha önceki gibi bu ülkeden git diyemedi bana...Insanlarin beynini yikiyorsun anlaminda bir seyler söylemeye calisti bozuk Ingilizcesiyle... Hidayetin Allah'tan geldigi gercegini bu insanlara anlatmak icin ise iman isimli bir on bilgiye sahip olmalari gerkli tabii...Ancak bu sefer ki adami cok ciddiye almadim... Sanirim komsu olmasindan kaynaklandi... Kötü bir komsu tabii...Uyusturucu kacakciligindan icerideymis..
Irkdaslarinin yaptigi mezalim yaninda uyusturucu kacakciligi tabii cok hafif bir curüm...

Bugün beni en cok etkileyen mahkumun annesini ölüm haberini almasi oldu...Annesinin son aninda sicak ellerini tutmak yerine hücresinin soguk duvarlarini yumruklamak zorunda kalmasi gercekten aci...
 


Ölümü anmakta bir koyun kadar olamadim hassas
Öyle bir nefsim var ki dessas mi dessas

Bilgin Erdogan

http://www.bilginerdogan.info/index.php

5/2/2009

Yalniz Geldim Yalniz Giderim




Dunya durunca basim donecek
Yalniz geldim , yalniz giderim
Gunes dogunca mumlar sonecek
Ben o fecr-i sadiki hasretle beklerim


Ezeli bir nagmedir gonlumde calan
Yalniz duydum, yalniz dinlerim
Ask bir umman oldu icimde akan
Yalniz girdim, yalniz yuzerim


Ruhuma aksa kezzap semadan
Yalniz aglar, yalniz inlerim
Bir siir dokulse dudaklarimdan
Yalniz okur, yalniz dinlerim


Yuregim kavrulsa atese donse
Yalniz tutusur, yalniz yanarim
Gunes sukut etse ve bana kusse
Kendi omuzlarimi kendim sararim



Ask saklansa gonlumden ve cekilse ta icime
Yalniz bakar yalniz gorurum
Sessiz gemi yaklassa hayat iskelemin dibine
Ben yalniz yasadim, yalniz olurum


Bilgin Erdogan

1/2/2009

Allah nurunu tamamlar




Yüriydune en yutfiu nurAllahi Bi efvahihim ve ye’bAllahu illâ en yütimme nureHU velev kerihel kafirun;

Allah’in nurunu agizlariyla sondurmek istiyorlar, Allah ise nurunu tamamlamaktan baska bir sey istemiyor, kafirler hos gormesede


HUvelleziy ersele RasûleHU Bil hüda ve diynil hakkı li yuzhirehu aled diyni küllihi velev kerihel müşrikûn;


O ki Resulunu, hidayet ve hak din ile gonderdi, velev ki musrikler hoslanmasada


Musahhas olan esyayi gormek icin goz ve isik, mucerret olan hakikati idrak etmek icin akil ve vahiy elzem...Esya icin goz ve isik, hakikat icin akil ve vahiy...Isik olmazsa gozun ve vahiy olmazsa aklin hukmu yok...Kafirlerin agizlariyla sondurmeye calistiklari  vahiy isik olarak tarif edilir...Isik sadece aydinlatan degil ayni zamanda isitan...Yol gosteren degil sadece ayni zamanda insa eden...


Isik evrensel olan birde...Isik her zeminde ve her zamanda...Isik, zemin ve zaman ustu olan...Isik Mekke’de, isik Kuduste, isik Asya’da , isik Avrupa’da...Isik, zaman ve zemin ustu olan...Isik sokakta, isik carsida, isik pazarda, isik ummanda, isik goklerde, isik yerlerde, isik evde, isik handa, isik sarayda ve isik zindanda....


Isik, Amerika’nin karanlik zindanlarinda...Isik, bir hucrenin icindeki mahkumun yureginin icinde...Istatistikler bize binlerce muslumanin her yil sehadet gunesi ile bulustugu mujdesini veriyor...Dort yila yakin calistigim Islah evlerinde kirk alti kisi Islamla sereflendi ...Zira insanlar hucrelerinde daha hur...Bedenen mahkum ama ruhen ozgur...Zira birde toplumsal zindan var....Toplum ne der kaygisina gore yasayanlar bedenleri ozgur ama ruhlari tutsak bicareler....


Islam kilicla yayildi iftirasini yapanlara bir tokat gibi iniyor cevaben Amerikan islahevlerinde Islami bir hayat tarzi olarak secenler...Zira iceriye kilic sokmak yasak!!! Pensilvanya islahevlerinde yaklasik her dort bes kisiden biri Islami secmis...Dinleriyle gurur duyuyorlar ve yakinlarina teblig ediyorlar...Iradesi zayif olan bu insanlar Islamla guclenme cabasi icindeler...332 kisi Ramazanda oruc  tutmak icin ismini yazdirmis durumda....Allah icin butun gun yemekten ve icmekten kesilmek mide eksenli yasayan Amerikanin musluman olmayan bireylerini oldukca etkiliyor...


Bir hucrenin yanina yaklasiyorum...Thomas Vile isminde 55 yaslarinda bir mahkum..Thomas aslen katolik beyaz bir Amerikali...Yaklasik bes yil once Islamla sereflenmis...Soran ve sorgulayan akilli bir Amerikali...Katolik algisinin kendisini tatmin etmedigini yillarca katolik olmasina ragmen kiliseye soguk oldugunu belirtmisti..Islami secmede bir hucre arkadasinin samimiyeti ve okudugu Kur’an etkili olmus...Omur boyu mahkum....Hikayesi cok ilginc...Otuz bes yaslarindayken bir bayanla nisanliymis...Birgun bir arkadasi nisanlisinin onu aldattigini soylemis...Once inanmamis ama icine kusku dusmus ve takip etmeye baslamis....Birgun nisanlisini arabada bir erkekle yakalamis ve elinde hazirlamis oldugu silahi nisanlisinin uzerine bosaltmis...Adami ise yaralamis...Evli olmadiklari sadece nisanli olduklari icin hafifletici sebeblerde olmamis ve ikinci derece cinayetten omur boyu mahkumiyet almis...Yillardir icerde sikinti ve depresif bir hayat yasarken Islamla sereflenmis...

Birgun bana, ahiretimi kurtardigim icin mutluyum demisti....Kendisini yetistirmeye calisan bir zat....Yasli bir annesi var onun hidayeti icin dua ediyor.


Bir baska hucreye yakinlastim ve cok okuyan ve kendisini iyi yetistirmis Jamal Scott isimli bir zat...Hucrenin yanina yakinlastim ve elinde Ata Ibni Ebu Raba’nin biyografisini okuyordu...Esari’den cok etkilendigini ve onunla ilgili arastirma yapmak icin kendisine yardimci olmami istedi...Arapca calisan ve Kur’ana anlam verecek kadar Arapca bilen bir zat...On dokuz yaslarinda bir suca karisiyor...Sucu hemen tespit edilemiyor...Bu sure icinde Islamla tanisiyor ve Islami  yasamaya calisiyor...

Iste bu sirada yakalaniyor ve yirmi bir yasinda hapishaneye getiriliyor...Bakiyor ki yillar gecmiyor hapishaneden kacmaya calisiyor...Hapishanenin catisinda yakalaninca dort yil hucre cezasi aliyor...Icerde kendisini yetistirme firsati buluyor....Osmanliyi cok seven ve Turklere sempatisi olan bir zat Jamal Scott....Ismini babasi vermis o siralar babasi da Islami arastiriyormus...Ancak ailede tek musluman su an sadece Jamal...Alti kardesi oldugunu soyledi ve onlarin hidayeti icin dua etmemi istedi...Jamal Kur’an asigi bir kardesimiz....


Allah nurunu tamamlamak istiyor kuskusuz....Insanlar onu agizlariyla sondurmeye calissalarda...Agizlariyla sondurmek yani propagnda, sozlu saldiri, iftira kampanyasi ve buna benzer uygulamalarla...Gazetelere goz atiyorum ve bir baslik...Risale-i Nur Rusyada yasak edildi...Rusya dedigin 15 yil oncesinin super gucu...Koca devlet bir kitaptan niye cekinir? Ben buna sasirmadim...Zira sozun gucu, gucun sozunden tesirli bunu biliyorum.... !9. yuzyilin sonlarinda, Ingiliz Avam Kamarasin’da donemin Somurgeler Bakani   Lord Gladison , Kuran- Kerimi elinde sallayarak yaptigi konusmasinda, “Bu Kur’an muslumanlarin elinde bulundukca biz onlara hakim olamayiz. Turkler’in elinden kitabi almadikca Sark meselesini kesin olarak cozume kavusturamayiz...” sozunu Van valisi Tahir  pasa Bediuzzamana gosterince ,

Bediuzzaman elini sikar ve Kur’an’in sonmez ve sondurulmez bir nur oldugunu tum dunyaya kanitlayacagim der ve iste Risale-i Nurlar bu vesile ile yazilmaya baslar.

Bir hucrenin kenarinda dunyanin obur ucunda ailesinin hic bir ferdi musluman olmadigi halde kendisi musluman olan Kuran’a anlam verecek kadar Arapcasi olan bir zatla hucresinin onunde Imam Esari ve Imam Maturidi konusuyoruz...Bu Rabbim’in bir lutfu degil mi?

Allah’in nurunu agizlariyla sondurmeye calismanin tarihi pratigi insanlik tarihi kadar eskidir. Bu pratik Nuh as kavminden gunumuze kadar ulasir. Nuh’un asi kavminin modern versiyonlari oldugu gibi sefine-i Nuhun aziz yolcularininda modern ornekleri yok degil. Zira isik her yerde...Gunes uflemekle sonmuyor...Bugun bana gelen mektuplarda yedi kisi Kur’an talep ediyordu... Allah nurunu tamamlar bunu biliyorum...Bu onun icin cok kolaydir...

Bilgin Erdogan


http://www.bilginerdogan.info/index.php

30/1/2009

Amerika içerden Müslüman oluyor

Amerika içerden Müslüman oluyor

Obama'nın başa gelmesiyle birlikte ABD'de esen değişim rüzgarları aslında çok güçlü olarak başka bir yerde, çok daha 'içerden' esiyor. Yolu hapishaneye düşen yüzlerce ABD'li'içerden' Müslüman olarak çıkıyor.

ABD'de Pensilvanya eyaletinde State College'de SCI Huntingdon'da 5 yıldır mahkumlara imamlık yapan ve bu sürede 59 kişinin İslam'ı seçmesine vesile olan Bilgin Erdoğan, '2400 kişinin kaldığı hapishanede her dört kişiden biri Müslüman' diyerek durumu özetliyor. Erdoğan, hapishanede İslamiyet'ten sonra hayatını baştan aşağı değişen mahkumların çıktıktan sonra da ailelerinin İslam'ı seçmesine vesile olduğunu dile getiriyor.

Din danışmanlığı yapıyorsunuz. İçerde neler oluyor?

Amerika'da en fazla Müslüman olma oranı hapishanelerde oluyor. Amerikan hapishanelerinde (örneğin Pensilvanya'da) her dört kişiden biri Müslüman. Sürekli Müslüman oranı artıyor. İçerde Müslüman olma oranı çok yüksek. İnsan için hayatında en mühim iş insan isimli çiçekle islam isimli yağmuru birbirine kavuşturmak. Rabbim nasip etti 59 kişinin İslam'ı seçmesine vesile oldum. Yaklaşık beş yıldır bu işi yapıyorum ve çalıştığım kurumda 600'e yakın Müslüman var. Bunlardan 400 kadarı Ramazanda oruç tuttu.

Nasıl bir hizmet sunuyorsunuz?

Cuma namazlarını kıldırıyorum ve hutbe okuyorum. Hücre ziyaretleri yapıyor, sıkıntılarını paylaşıyorum. İslamla ilgili sorularını cevaplıyorum. Yakınları vefat ettiği zaman psikolojik destek veriyorum. Akide, Kur'an ve hadis dersleri yapıyoruz.

Neler anlatıyorsunuz?

Onları tekrar topluma kazandırmaya çalışıyorum. Çoğu yetim ve öksüz. Allah Resulu ile o noktadaki kader benzerliklerine atıfta bulunuyorum.Yüreklerine merhamet kazımaya çalışıyorum. Tekrar eski suçlarına geri dönmemeleri için dinden referansla terapi yapıyorum. Ailelere çocuklarına sahip çıkmaları noktasında yardımcı olmaya çalışıyorum. Bir mahkum vardı yaşlıca. Hapishaneye girdikten sonra Müslüman olmuş. Eşi ve yedi çocuğu var. Önce eşi sonra çocukları ve torunları Müslüman oldu. Yani hapishanede Müslüman olmasından sonra 49 kişiye vesile olmuş.

Dinle ilgili neler merak ediliyor?

İçerde oldukça bilgili insanlar var. Hiç cami görmemiş de olsalar herşeye aşinalar. Din onları diri tutan temel gerçek. Yani yüzlerce soru geliyor. Namaz, mezhep, tarih yani dinle ilgili herşeyi merak ediyorlar.

Neden içerde İslam'ı seçiyorlar?

İslam gercekten fıtrat dini. İslam'ın mesajı cazip geliyor ve içerde vicdanlarıyla başbaşa kalan insanlar bu mesajı algılama imkanı buluyorlar. Bu insanlar tutsak da olsa dışardaki toplum zindanına nazaran ruhen daha özgürler çünkü vicdanın sesi olan İslam'ı kabul ettiklerinde onlara karışan ilişen dışardaki hayata göre daha az. İslamın pratik din olması onları cezbediyor. Mesela bir mahkumun bundan 22 yıl önce hidayete ermesine vesile olan şey karşı hücresindeki mahkumun kıldığı namaz. Önce tartışıyor, İncil'den örnekler veriyor ama bir gün arkadaşını namaz kılarken görüyor ve yüreği o an on ikiden vuruluyor.

Müslümanlığı seçenlerin hayatlarında neler değişiyor?

Hayatlarında çok şey değişmeye başlıyor. Ama tıpkı güneş doğduğunda nasıl hemen ısıtmazsa Müslüman olunca da onun ahlakının hemen insanı kuşatması mümkün değil. Güneşin ısısı gibi yavaş yavaş insanı sıcaklığı sarıyor.

11 Eylül saldırısıyla ABD'de İslam etkilendi. Peki Obama'nın başkan seçilmesi nasıl etkiledi?

İçerdeki mahkumlar genelde Afro Amerikan ve oy verebiliyor olsalardı kesinlikle Obama'ya oy verirlerdi. Birçok Müslüman cezaevinde Obama'nın kazanması için dua etti. Müslüman ve Afrika kökenli bir aileden gelmesinden dolayı mahkumların ona karşı bir sempatisi var. Tabii bir de önceki hükümetten duyulan rahatsızlık da Obama'ya yakınlık duyulmasında etkili.

Cezevindeki Müslümanların sayısındaki artış ABD hükümetini rahatsız ediyor mu?

Bir mahkumun yıllık masrafı devlete yaklaşık 30 bin dolar. Yani yılda 35 kişiyi şayet Allah korkusu ile eski suçlarına dönmekten vazgeçirirsem bunun devlete katkısı bir milyon dolar.Yani devlet bir milyon dolar harcamamış olacak. Müslümanlığı seçen mahkumlar yeni yaşantılarından dolayı cezaevine dönmek istemiyor. Cezaevinde de yaşantıları değişiyor. İçerde teheccüd namazı kılan onlarca insan var. On günde bir hatim yapanlar bile var.

Dışardaki kadınlar içerdeki mahkumlarla evleniyor

Amerika hapishanelerinde bayan ve erkek ilişkileri çok enteresan. Dışarda özgür bayanlar içerdeki mahkum beyleri tercih edebiliyorlar hatta bazı mahkumlarla duygusal birliktelik yaşayabiliyorlar. Çünkü bana göre dışarda daha büyük bir zindan var. Zira içerde olan kişi duygusal olarak o kişiyi daha fazla tatmin edebiliyor. Ona sayfalarca mektup ve şiir yazabiliyor. İnsanlar ruhlarındaki açığı doldurmak istiyor.

YÖNETİM DİNE SAYGILI

Öte yandan cezaevi yönetimi Müslümanlara karşı çok saygılı davranıyorlar. Mesela geçen Ramazan 400 mahkum oruç tuttu ve yönetim sahurluk paketi hazırladı. Hapishane şartlarında mahkumlar oruç tutuyorlar dönmeyen dilleriyle Kur'an okuyup, Arapça çalışıyorlar.

Cezaevi Günlüğü

'Bugün bir mahkum ofisime geldi. Uzun süredir İslam'ı araştırdığını söyledi. Kısa bir zaman sonra çıkacakmış ve başka bir hayata başlayacakmış. İsmi William Burgess idi. Hayatını değiştireceği için önce isminden başlamak istedi. Esma-üI Hüsna'dan Sabur ismini beğenmiş. Çünkü 24 senedir içerideymiş. Şimdi 47 yaşında. 23 yaşında gece soygunundan dolayı içeri girmiş, uyuşturucu falan satmış. Şehadet getirdi ve Afro-Amerikan bir kardeşimiz daha katıldı İslam ailesine. Siyah tenli bir yürek daha aydınladi. Onun yüreği şimdi bizden daha aydınlık.'

Yeni Şafak / Ayşe OLGUN

25/1/2009

Gün Gelir Nefret Aşk Olur Küfür İse İman



''Onlar bollukta ve darlikta Allah icin harcarlar, öfkelerini yenerler, insanlari affederler. Allah ihsan edenleri sever'' Al-i Imran 3:134

Ramazan'da oruc tutacaklarin listesini tutmak icin hücreleri dolasiyordum. Bir hücrenin yanina yaklastim..Tam arkamdaki hücreden kiyamet gibi bir ses koptu... ''Get out of this country'' - Bas git bu ülkeden'' Öylesine bagiriyordu ki öfkeli nefesini adeta ensemde hissettim...Ramazana katilmak icin bana ismini yazdiran kisi, Ona aldirma dedi...Ama aldirmayacak gibi de degildi...Bir vahsi aslan gibi kükruyordu hücresinde... Adamin hücresine dogru yanastim senin sorunun nedir dedim?Benim sorunum sensin dedi...Peki ben sana ne yaptim ki dedim? Insanlari kandiriyorsun dininden ediyorsun dedi...Tebessüm ettim ama hakaret etmeye devam etti...Sen bu ülkenin insanlarini dininden ediyorsun diyordu...Konusmaya calistigimda kulaklarini tikiyordu...Ilk defa böyle bir olayla karsilasiyordum...Iki seneye yakin bu isi yapiyorum her turlu sorunla karsi karsiya kaldim ama ilk kez bir insan bana bu nedenle hakaret ediyor ve ülkemden cik git diyor... Oradan gecen güvenlik görevlisine bu arkadasi sakinlestirin dedim cünkü duyamiyorum ve isimi yapamiyorum...Görevli bir seyler söyledi ama adam susacak gibi degildi...Hala buradamisin nicin gitmiyorsun dön artik ülkene diyordu...Oysa ki o bölümün belki yarisi müslüman... Adam konusmaya devam edince bu sefer müslümanlar seslerini yükseltmeye basladilar...Tabii ben oradan ayrildim... Ama ayrilirken bir sey ögrendim...Affetmenin ne kadar güc oldugunu...Insanin elinde güc varken bir insani affetmesi gercekten cok güc...O insan beni sokakta görse o öfkeyle sanirim yetmis parcaya bölerdi... Dilim dilim ederdi...Ben ise onunla ilgili sikayette bulunsam ona yemek vermeme gibi cezalar filan vereceklerdi... En son sana dua edecegim dedim ve ayrildim...Arkamdan bagiriyordu senin duana ihtiyacim yok diye...

Sumame bin Usal Mekke'ye ziyarete gelmistir...Etrafinda anli sanli adamlari ile devesinin üstünde dolasmaktadir...Allah resulü yanina yaklasir ve Islama davet eder...Sumame sinirlenir ve der ki ''Sayet benim topraklarimda seni görürsem öldürürüm''

Aradan yillar gecer
Resulullah Medinededir...Medinenin etrafindaki kabilelerden olan Beni Hanife kabilesi hala isyankardir...Bir catisma sirasinda o kabilenin lideri olan Sumame bin Usal yakalanir...Resulullah onu görünce sasirir... Islami ahlaka sahit olmasi icin mescidin ortasina baglanmasini emreder...Günlerce ona orada ikram edilir... Ancak o, Allah resulünü her görüsünde ona hakaret eder...Resulullah ise bu zata ikramda kusur etmeyin der...Kusur etmezler..Aradan günler gecer ve Allah resulu bir gün yine

Sumame'nin yanindadir...
Söyle der ''Ey Sumame! Sayet sen benim yerimde olsaydin ne yapardin?'' Sumame seni öldürürdüm der...Resulullah kimbilir belkide aci bir tebessümle ''O halde hürsün ey Sumame!'' der...Böylece Sumame'nin zincirleri cözülür..Kolundaki zincirler cözülür ve yoluna devam eder... Gider ama gitmesiyle dönmesi bir olur...Megerse artik sadece bilegindeki zincir degil yüregindeki zincirde cözülmüstür... Sana geldim ey nebiler nebisi der ve cöker...Aglamaklidir Sumame...Ve sunlari söylemektedir'' ''Ey Allah'in resulu! Hic kimseden senden nefret ettigim kadar nefret etmiyordum...Ama simdi hic kimse gözümde senin kadar sevgili degil...Hic bir din gözümde senin dinin kadar kötü degildi...Ama simdi en mükemmel din o... Hic bir sehirden senin sehrin kadar nefret etmezdim...Ama simdi o bana gül bahcesi...(Ibn-I Ishak)

Iste Muhammedi ahlak insani böyle dönüstürüyor...O genc sayet dönüsmediyse benim Muhammedi ahlaki tam olarak yansitamadigimdan olacaktir...Ama dua edecegim ona sayet bir gün müslüman olursa kim bilir belkide adini Sumame olarak secer...
Sumame, Mekke'ye ekmek gönderen bir tüccardir ayni zamanda...Islami sectikten sonra kendi dindaslarina zülmeden Mekke'yi protesto etmek icin ekmek satisini keser... Mekke müsrikleri Sumame'ye gelirler...Bana degil Allah resülüna gidin der...Mekke müsrikleri
Allah resuluna gelirler..Ekmeksiz kaldik ya Muhammed derler..Sumame'ye söylesende
ekmek satisini kesmese...Alemlere rahmet olarak gönderilen Allah resulu, derhal ekmek gönderilsin emrini verir... Kendisini topragindan eden Mekkeli müsriklere dahi sefkat ve sevgiyle karsilik vermektedir o yüce insan...

Toprak, yagmur olmazsa yesermiyor...Göz yasi olmadan ise yürek cografyasi corak kaliyor...
Gecelerimiz duasiz kaldigi günlerden beri insanlarimizin vicdani köreldi ve mefluc oldu...
Gündüzlerimizin gece olusu belkide gecelerimizin göz yasi nuruna hasret kalisidir...
Daglarin kizmasi ve kusmasi atesi insanlarin ocaklarina belkide zülme olan sukutun bir hatirlatmasidir...Her firtina tufani belki de insanlarin yüreklerinde ki firtinanin yeryüzünde ki tecellisidir...Kopan her öfke ise bir baska günahin bedeli...

Yagmur duysam icimin göklerinden sesini
Yagarsin taslar bile yemyesil filizlenir
Firtinalar parcalar cirkefin gövdesini
Sel düser ve zülmetin cöplügü temizlenir
 
Bilgin Erdogan 

http://www.bilginerdogan.info/index.php

20/1/2009

Gözyaslarim nerdesin

 

" Ve simdi siz bu söze mi (Kur'an a) hayret ediyorsunuz. Gülüyorsunuz da aglamiyorsunuz. Ve gaflet icin de oyalaniyor, baskaldiriyorsunuz. O halde Allaha secde edin ve kulluk edin"( Necm 53: 59-62)

" O'dur güldüren ve aglatan O'dur öldüren ve yasatan" ( Necm 53: 44)

"Onlara gök de yer de aglamadi onlara mühlet de verilmedi" ( Duhan 44:29)

Kuran öyle bir hitap ki onu tarif adeta imkansiz...

Yeryüzündeki tüm yetimlerin ve masumlarin hatta her dogan bebegin gözyasi mürekkep olsa onu kaleme almak yine imkansiz...

Denizler mürekkep olsa demedim cünkü ben bir yetimin gözyasinin binlerce denize bedel olduguna ve bir masumun hickiriginin binlerce tufana es olduguna inanirim...
Bir masumun hickiriginin binler tufana bedel olmasi....
Hatirlayin ki bazi ümmetleri mucizeler ikna edemedi...
Tufan hizaya getiremedi...Denizler yarildi ama Firavunlarin inadi ve küfrü kirilmadi...
Ama göz yaslari bu ümmetin kaderini degistirmisti...
Gökteki, yerdeki ve denizdeki tufan degil gönüllerden ve yüreklerden
Allah icin dökülen göz yaslari ikna etmisti insanlari....

Ruha deva olan iksir ancak göz yaslaridir...Göz yasi yüreklerdeki cirkef camurunu temizler...
Allah rahmetinin semadan göze inmesidir gözyasi...Yagmur topragi besleyen bir rahmettir, göz yasi ise özü toprak olan insani...
Yagmursuz toprak kurur,catlar ve biter...
Gözyasindan bagimsiz gönüllerin akibetide farkli olmaz...


Göz yasi temiz olmanin ve masum olmanin belgesidir...Onun icin bütün bebekler aglar, onun icin tüm bebekler temiz ve masumdur...
Göz yasi, idrakin ve bilginin bir alametidir...Kahkaha ise tam tersi...
Bundan dolayidir ki handan bir medeniyetin cocuklari nadan olur, ruhsuz ve duygusuz olur...
Gönül medeniyetinin insanlarinin ise gözü yaslidir...
Sözlerinde idrak ve empati, özlerinde ise nezafet ve sempati vardir...

Iste onlar askin bilgiye sahip nebiler nebisine kulak verirler: "Benim bildigimi bilseydiniz az güler cok aglardiniz" Onun icin göz yasi medeniyetinin cocuklari az güler cok aglarlar...Cünkü onlar ötelerden gelen bu tavsiyenin mahiyetini iyi bilirler...


Göz yasi medeniyetinin cocuklari aglayan bir imamin arkasinda saf tutarlar...
Bilirler ki imam cemaate anne gibi olandir ümmet ise toplumlara annelik yapan...Yani onlarin akibetinden endise duyan ve aglayan...Aglayip gecelerin koynuna göz yaslarini salan...Aglayip cigerlerini daglayan...Aglayip dualarini bir güvercin gibi semaya ucuran... Ne olacak su insanligin hali diyen...Insanlik tarihinin su uzun yolculugunda bir trafik kazasi olan su modern dünyanin kazazede insanlarina yardima kosan...

Göz yasi medeniyetinin cocuklari bilirler ki, peygamberleri aglayan bir nebi ,kitaplari, aglatan bir kitaptir. Cünkü idrak aglatir cehalet güldürür...

Gülmek sorumsuzluk aglamak ise emanetin bilincinde olmaktir....

Aglamayan anne varmidir? Oglunu askere gönderirken veya kizini gelin ederken?
Ya kizi gurbete gelin gitmis veya oglu sehit olmussa...Iste o zaman feryat ve figan eder anne...Ümmetin annesi olan imam da aglar hatta bazen feryat eder, figan eder hatta bazen bayilir kalir kürsünün basinda anlatirken Rabbini... ve cemaatini
aglatir ...Onun aglamasi ümmetin ahvali ile ilgilidir cogu kez...O, gelin olan kizlara degil isgal altidaki Islam topraklarina aglar cogu kez...Isgal edilmis yürekler ve ipotek altina alinmis sahsiyetler onun feryadini arttirir...
Bir anne, evladinin hayati icin göz yasi döker cogu kez imam ise kardeslerinin ebedi istikbalini düsünür, düsündükce aglar ve agladikca düsünür...

Böyle bir dünyada kim aglar, kim aglamaz? Aglayani aglamayandan ayiran sadece göz yasi mi? Elbette göz yasi...
Peki ama bu göz yasi daha neleri ayiriyor ve kimleri ayristiriyor...Özneleri ve nesneleri...Cemaatleri ve cemadati...Medeniyetin kendisini ve mimsiz olanini....

Tarihi yasayanlari ve tarihte yasayanlari...ve daha kimleri..
Nuhu ve oglu Kenani...Ibrahim ve babasi Azeri...Yakup ve ogullarini...Yusuf ve kardeslerini...Hak nebi ve Ebu Lehebi...Göz yasi öyle bir furkan ki bakin kimleri ve neleri ayiriyor...Cicekle hallesen, cicege benzin neden sararmis diye soran Yunusu, ve insanlari sinek gibi acimasizca öldüren Hasan Sabbahi...Göz yasi, sehit annelerini ve bebek katillerini ayirir, yasamis olan tarih boyunca...Tarihin tüm zalim ve mustekbir Firavunlarini ve bütün Musa annelerini...Masumlari ve zalimleri...Filistinli, Bosnali ve daha nice yerli anneleri ve isgalci devletleri...

Göz yasi furkandir cünkü göz yasi vicdandir. Tabii o gözün sahibi timsah degilse... Göz yasi , vicdanin alamet-i farikasidir...

Istikamet isimli yolumuzda bizi yolun basindan uyaran vahiy, bizi yolun icinden uyaran ise vicdandir Hak nebinin diliyle...Adeta vicdan icimizde ki nebi, nebi disimizda ki vicdan...Dismizda ki vicdanin gözü hep yasliydi...Bir gün bir bakimsiz deve gördü onu...Deve yaklasti ve gözünden sicim gibi yas döküldü yasli devenin...Sanki bilmisti onun alemlere rahmet oldugunu...O anda göz yaslarini tutamadi efendiler efendisi agladi ve deve sahibini uyardi... Vallahi dedi dergah-i nezdi ehadiyette hesabini veremezsin bu deveye bakmazsan...Nebiler nebisini zayif ve bakimsiz birakilmis bir deve derinden sarsmisti...

Boynu bükük bir devenin disimizdaki vicdan olan nebi de yankisi bir göz yasi tufaniydi, katila katila aglamakti...Ya peki icimizdeki vicdanda boynu bükük insanligin yankisi ne olmaliydi? Yavrusuna onluk alamayan boynu bükük babayi ya da pazarda yumurta satarken talebesini gören mahcup muallimi veya bebegini cami önüne biraktiktan sonra cinnet gecirip intihar eden anneyi görseydi acaba disimizda ki vicdan dedigim resulullah aglamazmiydi?Aglardi, aglamisti ve belkide hala agliyor ama ya icimizdeki vicdan? Gülüyorsunuz da aglamiyorsunuz diyor ya Kur'an...

Evet , insanlik isimli ipek mendil ayaklar altinda pas pas olmus, ve biz onu paspas edenlere sadece gülüyoruz...Onurumuz zedelenmis, sahsiyet bayragimiz paramparca edilmis biz hala gülmekteyiz...
Topraklar isgal edilmis, bacilar igfal edilmis, küresel eskiya dünyaya hükümdar olmus, biz hala gülmekteyiz....Alemlerin efendisine col bedevisi, Kur'an'a cöl yasasi denerek en kutsal degerlerimize hakaret edilmis, ve en kutsi haklarimiz isgal edilmis biz hala gülmekteyiz...

Sairin diliyle "Agliyamiyorsun madem bari gülmekten utan" makamina o kadar uzak kalmisiz ki gülmekten utanmayi hayalimize bile getiremiyoruz...

Bizler göz yasi medeniyetinin cocuklariydik, bizim peygamberimizin gözü yasliydi, bizim ecdadimizin gözü yasliydi...

Cünkü iman emanet demekti...Emaneti olmayanin imani yoktu...Onun icin insan insanin emanetcisiydi...

Biz ise insanligimizi ruhuyla, bedeniyle ve cesediyle cöplüge terkettik...Aglayamiyorsun bari gülmekten utan diyor ya sair, iste o sairimizin oglu bir gün kimsesiz bir halde Istanbul belediyesine ait bir cöpün kenarinda bulunmustu...Sairin adini vermek bile acitiyor beni ama vereyim...Belki gözlerim yaslanir da gözyaslarimdan bir damla bu ümmetin insanlarinin gözüne kacar ve milletce aglariz diye yaziyorum. O, bizim milli sairimiz Akif'in ogluydu...

Hak nebi uyariyordu ashabini ve diyordu : Benim bildigimi bilseydiniz az güler cok aglardiniz...Öyle ki resululullah ötelerden haber almisti ve ona bildirilmisti olanlar ve olacaklar...Bügünün dunyasindan haberdardi
kuskusuz belkide su modern dünyanin masumlarina agliyordu....Ekonomik sebeblerden dolayi ortalama her Allahin günü ölen on dokuz bin bebege agliyordu belkide...Su kirliliginden veya suya bagli nedenlerden dolayi her yil ölen üc milyon cocuk sayisina agliyordu belkide..."Komsusu ac yatarken kendisi tok olan bizden degildir "diyen Hak nebi bunlara agliyordu belkide...

Küresel köyümüzdeki komsularimiza agliyordu... Kisi basina düsen gelirin sadece doksan dolar oldugu Mozambikteki ac kalmis yiginlara veya sekiz milyon insanin aclik sinirinda yasadigi bir dünyaya agliyordu....Öyle bir dünya ki bir ülkenin bir sirketinin yillik net kari Afrikadaki
on üc fakir devletin toplam borcuna esitti...Öyle bir dünya ki en zengin üc yüz ellisekiz ailenin geliri dünya nüfüsunun ücte birinin gelirine denkti...Öyle bir dünya ki dünayada her yil üc milyon insan su kirliliginden veya susuzluktan ölürken, su sorununu cözmek icin dünya genelinde tüm projelere ayrilan pay sekiz milyar dolarken
sadece Avrupada ev hayvanlarinin mama satislarinin yillik cirosu on yedi milyar dolardi...Bir bebegin degerinin bir köpegin degeri kadar olmadigi bir dünyaya agliyordu belkide Allahin resulü...Belki de onlara aglamiyordu diyorum ben, agladigi iman emanettir diyen Islamin muntesiplerinin ahirette ki akibetleriydi...Beki de imanin ahlaki karsiligi olan emaneti yeryüzünde tecelli ettirmekle görevli hilafet makamindaki insanin yeryüzündeki ihanetine agliyordu Allahin resulu...

Allah resulü aglamisti hatta aglamayi ahlak haline getirmisti...Bir gün Abdullah (ra)'a bana Kur'an oku demisti...Abdullah ra. "O halde her milletten sahit getirdigimizde seni de bütün bunlara sahit tuttgumuzda onlarin hali ne olacak" ayetini okur okumaz Allahin resulü hickiriklara bogulacakti...Allah resulü (s.a.v aglamisti ve ashabina göz yasini ögretmis ve tavsiye etmisti...

Bir gün Suffe ashabi "Ve simdi siz bu söze mi hayret ediyorsunuz gülüyorsunuz da aglamiyorsunuz, ve gaflet icinde oyalaniyor baskaldiriyorsunuz." ayetini ilk duyduklarinda yanaklari islanincaya kadar göz yasi dökmüslerdi..

Onlarin bu iniltilerine Resulullah ve ashabtan bazilarida istirak etmis ve Allah resulü "Allah korkusundan dolayi aglayan, cehenneme girmez" buyurmustu..
Resulullah agliyordu ve onun göz yaslari ashabinda da bir göz yasi tufanina dönüsüyordu....

Öyle ki göz yasi rivayeti nakledilmeyen sahabe adeta yoktu....Öyle ki bir gün Ibn-i Ömer "Insanlar, hesaba cekilmeleri icin, alemlerin Rabbinin huzurunda durduklari zaman ..." ayetine gelince dusecek ve aglamaktan gerisini okuyamayacakti...Sorumluluk bilinci onlarin gönüllerini yakiyor ve onlari aglatiyordu....

Ashabin güzide isimlerinden Abdurrahman bin Avf orucluydu kendisine yemek getirdikleri zaman aglayarak söyle demisti:
" Benden daha hayirli olan Mus'ab bin Umeyr sehit oldugunda kefen olarak hirkaya sarildi. Basi örtülünce ayaklari, ayaklari örtülünce de basi acikta kaliyordu. Benden daha hayirli olan Hamza da sehit oldugunda boyle olmustu..Daha sonra servetimiz alabildigine cogaldi. Iyiliklerimizin karsiligini bu dünyada almaktan ve ahirete bir sey kalmamasindan korkuyorum" diyerek hickiriklara boguldu ve aglamaktan yiyemedi...

Ayni sorumluluk bilinci Habbab bin Ereti de ölüm döseginde aglatacakti. Harise bin Mudarrib'tan naklediliyordu:
Habbabi ziyarete gitmislerdi karni yedi farkli yerden daglanmisti...Habbab söyle demisti: "Sayet Allah resulu "Sizden hic biriniz ölümü temenni etmesin" demis olmasayadi simdi ölümü temenni ederdim deyince iclerinden biri "Allah resuluna kavusacaksin demisti. Habbab ise söyle demisti : Ben Allah resuluna biat ettigim gün hic birseyim yok idi simdi ise kirk bin dirhemim var bunlarin Resulullah'in yanina gitmeme mani olmasindan korkuyorum diye cevap verecekti....Daha sonra kefeni getirilmisti Habbab kefenini görünce aglayacakti ve söyle diyecekti: "Hamza sehit oldugunda uzerinde siyah-beyaz cizgili bir hirka vardi.Öyle ki, basi örtülse ayaklari, ayaklari örtülse basi acikta kaliyordu..." Onlar bu ümmetin hayatini imanina sahit kilan yildizlariydi...

Onlar bize bir miras biraktilar ve göcüp gittiler geriye bizler kaldik...Onlarin arkasindan gelen ceddimizde hayatlarini imanlarina sahit kilmislardi...Hatta Selahattin Eyyübiye " Tebessüm sadakadir ' hatirlatmasini yapan
zata Eyyübi Filistin isgal atindayken nasil gülerim diyecek ve göz yaslariyla cevap verecekti...O gözü yasli komutan bir gün gelecek Filistin fatihi olacak ve o zaman tebessüm edecekti...

Islam topraklari gözü yasli komutanlarca fethedildi...Anadolu topraklarinin fatihi Alparslanin gözü yasliydi, Istanbul'un fatihi Sultan Mehmet'in gözleri yasliydi...Fatih bize Istanbulu göz yaslariyla emanet etmisti...

Ama ben diyorum ki ey göz yaslarim nerdesin? Eyyübinin göz yaslariyla fethettigi Filistini simdi gözü dönmüs haydutlar isgal etti ve bu isgal devletlesti...Ey göz yaslarim nerdesin? Fatih'in göz yaslariyla bize emanet ettigi Istanbul simdi günah batagi oldu...Ey göz yaslarim nerdesin ?
Seyh Samil'in memleketini simdi zalimler isgal etti? Ey göz yaslarim nerdesin? Muctehit ve muceddit yatagi Bagdat simdi bomba altinda? Ey göz yaslarim nerdesin? Allah resulunu aglatan kitap simdi hedef tahtasi oldu, cöl kanunu ve bedevi yasasi oldu.
Ey göz yaslarim nerdesin? Aglamayan, dinlemeyen, inlemeyen, duygusuz ruhsuz ve suursuz bir yigin bizim neslimiz oldu. Ey göz yaslarim nerdesin ? Istanbulda deprem oldu depremzedelerin kollarinda ki bilezik deprem imdadina kosanlarin meselesi oldu? Ey göz yaslarim nerdesin? Dünyada kücük bir kiyamet koptu yeryüzü binlerce insana ve müslümana mezar oldu...
Ayni gün müslüman memleketlerinde yilbasi kadehlerle kutlandi?
Ey göz yaslarim nerdesin?

 
Bilgin Erdogan

http://www.bilginerdogan.info/index.php

Bağlantılarım

   
Blogcu ile yapıldı

tefsir